tesettür ve ahilik bilgi

tesettür ve ahilik bilgi
 makalesini, bildiriler olarak; İbn-i Sina’nın doğumunun bininci yılı neden, 1984 yılında, Ankara’da yapıldığını, (belirtilmediği için tahmin elliğim) 5 pozyum’da; deçnek ki bizim Ahilik konusuna girişimizden dört yıl sonrj'" 2000 yılında yayınlanan andığımız kitabımızdan da, altı yıl önce, beş bj|/' olarak sunmuştur(263)_ 3)2 burada, bu bildirilerin ilk dördünden yararlana;.^ ğız.PROF. DR. M. T. KÜYEL’tN ULUSLARARASI AHİÜK SEMPOZYUMU BİLDİRİSİ
Prof. Dr. Küyel’in katkılarının bildiğimiz ikinci aşaması dediğimizyj yın ise, 1999 yılında, Kırşehir’de toplanan “ü. Uluslar arası Ahilji Kültürü Sempozyumu”nda, “Fârâbî ve Yûsuf Has Hâcib’İD ‘Fityan’ ve ‘Ah}, lik’ Ahlâkında Kalkılan Olmuş Mudur?” başlıklı, oldukça kısa bir bildiri ola-rak sunulmuşturf^^l.
Biz Sayın Prof. Dr. Küyel’in konumuza bu katkılanndan; tümü ile Ahil4 ve kısa bir bölümü ile de Sümerler ile ilgili olması bakımından; önce İkincisi-ni ele alacağız. Sayın bilginin, bu bildiride konumuza yaptığı katkı, hemen sadece numaralanmış sorular (ve eleştiriler) ölçüsünde, oldukça kısa, fakat pek çok Ahilik araştırıcısının yabancı olduğu ölçüde yoğun ve özlüdür. Biz bu “değinmeler”den, sadece Sümerler ile ilgili olan bazı yerleri burada belinece-ğiz. Sayın Küyel, örneğin şöyle diyor ya da soruyor;
“Hele Proto Dicle-Fırat kültüründeki iş bölümü önünde; ‘Engâr’ (Çiftçi)^ ‘Nukarib’ (Bahçıvan), ‘Sipad’ (Kabor), ‘Nagad’, ‘Udul’ (Çoban), ‘Şuhadek' (Balıkçı), ‘Mukadim’ (Aşçı), ‘Simug’ (Demirci), ‘Nangar’ (Marangoz),'Tibi-ra’ (Çilingir), ‘Kinda’ (Berber), 'Aşlak' (Çamaşırcı), ‘İspar’ (Dokumacı),‘As-kap’ (Kunduracı, saraç), ‘Addup’ (Kamış örücü). Takar’ (Çanak çömlekçi), ‘Sidim’ (Duvarcı); buna ek, Sumerli ‘ehl-i hıref önünde; Gemici, ince ve kalın un öğütücü, sığırcı, maltçı, ıtriyatçı, yağcı, mücevherci, alüncı, gümüşçü, heykeltıraş, taşçı, oymacı, yazıcı, arşivci, tabip, hakim, (..) ve daha başka işler devletin işi mi olmuş idi? (..) Hemen her kültür çevresinde, ’ehl-i hıref yüceltilmiş bulunuyordu. Sumerli kültürdeki münazaralar da bunu göstermekledir (Sapanla Orak, Çiftçi ile Çoban, Yaz ile Kış, vs, gibi) “.
263-Prof. Dr. M. Türker-Küyel'in, Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılı tarafından derlenen ve I9S4 yılında Türk Tarih Kurumu tarafından Ankara’da yayınlanan, “İbn Sina DoğumununSininci Yılı Armağanı" adlı büyük eserde bulunan bu makaleleri, eserdeki sayfa sırasıyla şunUı: 1 - "Kut, Fârâbî ve ibn Sînâ ’daki Al- ‘Akl Al-Fa ’âl için Bir Temel Oluşturabilir Mi?", 2- ‘İbn Sînâ'da ’AI-'Akl Al-Fa’âl'in Kökleri", 3- “ibn Sinâ'nın ’AI-'Akl AI-Fa’âTine Bir Adım Olarak Fârâbi'de Siyâset", 4- "İbn Sînâ ve ’AI-’Akl Al-Fa’âl’,
5- "ibn Sînâ ve ‘Mistik’ Denen Görüşler".
264-Prof. Dr. MübahatTürker-Küyel, Fârâbî ve Yûsuf Has Hâcib’in "Fityan’’ve “Ahilik" Ahlâkında Katkıları Olmuş Mudur?, II. Uluslar arası Ahilik Kültürü Sempozyumu BihhıilerŞ içinde, T. C. Kültür Bakanlığı Yay, 1999, Ankara.
Ahilik olmakla birlikte; uzman bir felsefe hocasının bu konu-
jçıdamalannı gömaezden gelmemiz kuşkusuz beklenemez.
Farabi dolayısıyla. Ahilik insanlık tarihinde çok eski çağlardan günU-joğra gelişirken. Yunan'a vardıktan sonra, İslâmiyet ile birlikte bu ken-^işmizdeki, özellikle Sokrat, Eflâtun, Aristo ve öbürlerinin benimsenme-',jfarabi ve îbn-i Sina’nın bu konudaki çok büyük hizmetlerinin belirtilme-kıijnıiçin de son derece önemlidir.
beyandan, bu bölümün sonunda değineceğimiz gibi. Sayın Küyel’in da-,jönceki bazı görüş ve davranışlarını savunmamız olanağı bulunmamakla jtiikie'-burada sunduğu konuda hemen hiçbir önyargıya kapılmaksızın, Yu-jdlılan da atlamaksızm felsefe gelişiminin bu bağlantılanna değinmiş olma-„ı saptamak, bizim için çok zevkli bir görev olacaktır.
PROF. DR. M. T. KÜYEL’İN; İ. SİNA’NIN DOĞUMUNUN BİNİNCİ YILI
BİLDİRİLERİ; SÜMER TÜRKLERİNDEN;
“ESKİ YUNAN YOLUYLA GELEN” AHİLİK VE FELSEFE
Ky) da sunulan bu bildiri üzerinde bu kadar durduklan sonra; Prof. Dr. üyel’in 1984 yılında yayınlanan İbn Sina Sempozyumu bildirilerine seçiyor ve ilkin en baştaki;
“Kut, Fârâbî ve Ibn Sînâ’daki Al-‘Akl Al-Fa’âl İçin Bir Temel Oluştura-IflirMi?” başlıklı ilk bildiriyi konumuz bakımından incelemeye girişiyomz.
Başlıkta da belirtilen “Kut” kavramı üzerinde araştımia yapılmasından da anlaşılacağı üzere bu bildiri, öncelikle bilinen kaynak Türk Kültürü ile ilgilidir. Ama bildiri metni ortaya kondukça görülmektedir ki, konu Sümerler'e kadar uzanmaktadır. Doğrudan Ahilik ile ilgili olmasa da, Sümerler’in Türklüğü konusuna da kısmen de olsa yer vereceğiz.
Örneğin daha baş taraflarda; “’Oniki Hayvanlı Takvim’in bir Türk takvimi olduğu da artık anlaşılmış bulunmaktadır (Chavannes). İlk şekli, ilkin Su-merlilerin Hikmet’inde teşbU »djlen Evren, Toplum ve İnsan bedeni koşuklu-
1 bedeni ile bu üçü arasında yine bir koşuk-inancı, Kâtib Çelebi’nin ‘,..Feyz-i Ak-ai ve Astroloji’ye verilen önemden de his-lyük Evren’ (Makrokosmos)i, Anatonu n)i inceleyen bir bilim dalıdır.
^terimlerinin. Yunan Klâsik Çağı’nm 2U da bilinmektedir. Stoa Okulu’nun.
‘Doğu’ kültürü etkisinin hem taşıyıcısı, hem de aktancısı olan Kıbnsta doğj^ Zenon tarafından M.Ö. IV yüzyılda kurulmuş olduğu da bilinmektedir. Mezo. potamyahlarda, özellikle Sumerlilerde, toplum bir ‘Mikrokosmos’, Evren bir ‘Makrokosmos’ olarak algılanmıştır” denmektedir (265)
Bildiri şöyle devam ediyor: “’Dharma’ veya ‘Törü’ karşılığı olarak düşii. nülen ‘Nom’ bu haliyle, ‘Nom’ olarak dışa vurmuş olan bir kut sayılmışo|, maktadır(..). “Kut” kavramı işlenirken Sümerlerle ilişki kurularak, şu açıldj. maya da yer veriliyor: “Kuşanlı Hükümdar Guyula’nın sikkesinde Kuda=)(|,| okunmaktadır. Sumerli tabletlerde sayılıp dökülen kültür öğelerinden birisi ‘guttug’ (the pirestly Office) dur” (agm, s. 492-493).
Sümerler ile başka bir bağlantı şudur: “Clauson, ‘Umayteg ögüm Khaiıın kutuğu’ (Under the auspice of my mother who is like the Goddess Umay)mi-şalini tesbit etmektedir. Umay, kutu ana kamındaki yavmya da dışandaniif. 1er, yavruyu canlandırır. -Sumerli Tannça Anını, Tann kanı, kemik veçanıur-la yoğmimuş hamura, dışarıdan can ve ruh üflüyordu.- Onun için,Tiirkler‘canım kut derler’ (Şecere, Ebu’l-Gâzi). Demekki, kut, embriyona dışandan gelmektedir. -Tıpkı, Aristoteles’te, Nûs Apathes’in Dışandan (Turaten) gelmesi gibi”(agm, s. 501-2).
Burada da. Prof. Dr. Küyel’in, Bilimi, Çin’de de, Yunan’da da olsa aldığına ve önyargılara aldırmaksızın, daha burada, Aristo’nun sözünü örnek veıdi-ğine tanık oluyoruz. “Sokrat, Eflâtun” dedik diye, -yazmaksızın- kıyıda köşede homurdanan. Ahilik konusunu da kimseye bırakmayan, kimisi de “akademik apoletli; dar görüşlülerimize” sunanz.
Yazar, biraz aşağıda şöyle devam ediyor: “Hatırlanacağı üzere, Aristoteles’te de hareket, fiil, energeia, veya entelekheia asıl varlıktır. Platon da. ise ruhun ölümsüz olduğuna getirilen delillerden birisi onun ‘canlı’ ve 'hareketli' olmasıdır” (agm, s.502-3).
Sayın Küyel, daha aşağıda başka bir Yunanh’nın sözünü örnek veriyor “Demirdeki miknatıs gücünü gören Finikhia soylu Thales de. ‘Her şeyin Tanrılarla dolu’ olduğunu sanıyor, ‘Magnesia taşı’nın demiri çekmesindenötiirii, onun ‘canlı’ olduğuna inanıyor, sonuçta, varlığın canlı olduğunu. Hylosois-me'i ileriye sürme durumunda bulunuyordu”(agm. s. 505).
Devamla, daha sonra gelen Uygurlar ile daha önce gelen Eflâtun un hemen hemen aynı şeyleri söylediklerine şöyle işaret ediyor: “Uygurlularda Su, Aleve Altın hükümdarlık ‘kul’u ile ilgiliydi. Hükümdar ailesi ‘altın ögeli’,hii kümdar ise, ulu ve parlak bir göl, alevli bir ateşli. -Gerçekten, Platon’da,Des lel’te de ‘İdareciler’ Altına, ‘Bekçiler’ gümüşe, ‘İşçiler’ ise bakıra benzeti mişli.-“
tezimize güç ve örnek verirce, Sümerler’in Türklüğü ka-onlann önemli bir Yiğit’inden, seçkin bir Yöneticisinden çok
şöyle veriyor. “Asya’dan gelerek Mezopotamya’ya yerleşmiş edilen Sumerlilerin tarihte ilk kez arklar (arıklar) açarak, suyu /^ontrol altına almış, ondan gereğince yararlanmış ilk uygarlık sayıl-?*’*.^);tedir. Sumerli hükümdar Gudea’mn Yer, Gök ve Su Tanrısına : ^ok, sen benim anamsm, babam yok sen benim babamsm, benim sen-'^ş^kiımın var’ anlamındaki yürekten gelen yakarısındaki ve şükranın-^'ı-ıenlik Dede Korkut'un Salur Kazan’ındaki yapmacıksız duygularla kartalabilecek saydamlık ve arılıkta bulunmaktadır” diyor (agm, s. 508).
Devamla, filozof Thales’e geçerek şöyle diyor; “Thales’in, soyu bakımın-jjFinikhia’lı olduğuna, Hellas’a (Yunanistan’a) sonradan geldiğine, gelir-jj;Mısır’dan. ilk kez, Hellas’a geometriyi taşıdığına, Mezopotamya kültürü-^Güneş tutulmasını ilk kez haber verecek düzeyde ayrıntılı olarak tanıdığı-jj.Mezopotamya dan Astronomi bilgisini getirdiğine, suyu arke olarak kabul (lijine bakılırsa, ‘Daimon’ üe ‘Deava’ arasında bir benzerlik olabileceği, Dîava lun Asyahların dilinde bulunduğu düşünülürse. Astronominin kökün-}■'Dilleri var bizim dile benzer’ bir kavmin, Sumerlilerin bulunduğunu da £Öz önüne alırsak, Sumerli Tanrıların, Tanrı emirlerine uymayanlan hastalıkla cezalandırdıkları, Umay Ana’nın kut verdiği, kutu kaçan lohusanın hastalandığı düşünülürse, kutun ilk şeklinin Ma (Me) olarak Sumerlilerde bulunup Nılunmadıgı sorusunu sormak bile akla gelebilir” (agm, s. 508-9).
Daha ilerde şöyle diyor; “’Tek dünya, tek devlet’ ideasının, çeşitli kavim-leri, tarih boyunca, nasıl peşinden koşturup durmuş, bugün de koşturmakta olduğu herkesçe bilinmekledir.
IridlHoca, Türklerde bu tek devletin devamı ve uruğun iyi nam kazanması için, Oğuz’un yirmidört çocuğundan her birine birer lâkap vermiş, ad takmış isim üleştırmişür. Adı konan, ad alan her bir çocuğun bu dünyadaki yeri belli olmuştur, her b’ır çocuk, varlıktaki ‘rütbe’sini bilmiştir, tıpkı, toylarda ülüş’ünü bilen, 'ülük’üne razı olan begler gibi. Ad takmak, bir çeşit varlığa getirmek, adı olmak da bir çeşit varlık kazanmak anlamına gelmektedir. Adın dil ile, dilin düşünce ve akıl ile, düşüncenin Ateş (Logos) ile, Ateş’in varlık (Kosmos) ile ilgisi gözden uzak tutulmadan, burada, ‘Türk’ adlı ad verici kah-ramanm ilk ateşi yakmış olduğu hatırlanmalıdır.
Platon’un, Kratylos’ta, ad ile varlık arasındaki ilişkiyi inceden inceye gözden geçirmiş olduğu bilinmektedir. Yunan Mitolojisinde Prometheus’un, babası Zeus’tan ‘A’ ' "^MfcpıŞ olduğu bilinmektedir. Prometheus bu fiilinden cezaland^ Sumerli Ziu Sudra ebedî hayada ödüllendiril-
dolayı miştir. Sumerlil^ Oayan, hem onlaı
ülkeyi yaratan, kutsal yerlerin temellerini sağ-ren’dir” (agm, s. 516-7).tesettür

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder