tesettür ve felsefe konular
manlarda belli ulusların tinine "sokulmuş" olduğunu, kendi özel ilkesini bu uluslann tini içinde "gerçekleştirdiğini" belirtir. Dünya tarihine malolmuş olan bu uluslar, Grekler, Romalılar ve Hıristiyan-Cermen uluslandır. Ama Hegel, dünya tininin kendini dünya tarihinde "gerçek-leştimıesi"nde,tesettür önceliği, dünya tarihine malolmuş uluslardan çok, dünya tarihine malolmuş bireylere verir. Bu bireyler, dünya tininin kendileri aracılığıyla yeni bir çağa yön verdiği, onların bilincinde yeni bir gelişim basamağına sıçradığı kişilerdir. Ama bu kişiler de rollerinin ne olduğunu bilmezler ve sadece kendilerine ait amaç ve tutkulan gerçekleştirmeye çalıştıklanm sanırlar. Oysa aslında onlar, dünya tininin kendi ilgisi doğrultusunda kullandığı araçlardır. Bu dünya tini, kendi amacına ulaşmak için, tüm insani motiflere hileli bir şekilde yerleşmiştir, ("aklın hilesi", List der Vemunft.)Dünya tininin uluslann tininde ve "büyük adamlar"ın, yani bu uluslan yönlendirenlerin yardımlanyla çeşitli biçimlerde gerçekleştirmeye çalıştığı amaç ise, Hegel’e göre, "özgürlük bilinci içinde ilerle-me"dir. Bu ilerleme öyle bir ilerlemedir ki, bu ilerlemenin sonunda kendini gerçekleştirmiş olan dünya tininin kendisinden başka bir şey yoktur; tamamen gerçekleşmiş olan dünya tini ise aynı zamanda "öz-gürlük'ten başka bir şey değildir. Acaba bu "özgürlük"ü nasıl anlamak gerekir? Hegel burada, açıkça politik bir topluluk içinde gerçekleşen bir şey olarak "özgürlük"ten sözetmektedir. Doğada tek ki^i, antik dünyada bir kaç kişi, Hıristiyan-Cermen dünyasında ise herkes özgürdür. Gerçi Hegel, son yapıtlarında, Prusya reformculuğuna ve Prusya monarşisine övgüler düzer ve bu monarşi içinde şekillenen "özgür kurum-lar"dan sözeder. Ama buradan kalkılarak Hegel’de özgürlüğün Prusya monarşisinde "gerçekleştiği" ve noktalandığı gibi bir sonuca hiç kuşkusuz vanlamaz. Çünkü gittikçe özgürleşen politik ilişkiler, insanın "gerçek" özgürlüğünün bilincine varmasını mümkün kılan koşullardır ama, bu bilincin kendisi, Hegel’in spekülatif düşüncesinde, tüm politik-so-mut görünümleri aşan bir şeydir. Özgür olmak, Hegel için "diğerinde (başkada) kendinde olmak”, görünürdeki tüm dış koşullar
di kendini hep yeniden bulmak"tır. Ancak böyle bir öz dişini monarşik hukuk devletinde kurumlara ve akılcı olan yasalara istençli olarak bağlayan ve bu yasalara uymtyO kendi onayladığı yasalar" olduğu için isteyen ahlâksal-akıll,
Ama aynı durum, insanın kendisini çevreleyen r/oğo ile illşfei geçerlidir. Spekülatif filozof karşısındaki gerçekliği (doğayı) kay^ ken, o, "diğerinde olma'nın bilinci ve tiniyle, bu gerçekliğinisn^ yükselir ve kendini bu gerçekliğin içinde yeni bir biçimde bulur.Öyk ki, bu maddesel-nesnel doğadan "kendinde olma'yayükselmeediınıj. rasında, doğa da aynı zamanda kendinden özgürleşir. Çünkü bu edıj sırasında onun sınırsız görünüş tarzları giderilmiş ve onun özgün,lij.tesettür sel varlığı yeniden gerçekleştirilmiş olur. Yani spekülatif düşünür, evrenin gerçekliğini tinsel-akılsal yoldan kavrama edimi sırasında,bizzai bu gerçekliği özgürleştirmiş olur. Çünkü zaten tüm gerçeklik tinden, tanrısal logos'dan çıkar ve kavrama edimi içinde tekrar kendine döner Bu da gösterir ki, Hegel’de özgürlüğün tamamlanması, toplumsal ve doğal gerçekliği aşar ve sonsuza terkedilir ki; bu, tam özgürlük ün insan soyu için sonsuzda gerçekleşecek bir "ütopya olması demektir.
Dünya tarihi felsefesi nasri ki dünya tininin zaman içinde kendini dışa vurduğu halleri, şekillenmeleri araştınyorsa; felsefe, sanat ve dinler tarihi de, Hegel'de, politik dünyanın gelişme basamaklannı ve bunların temelinde yatan tinsel bilinç formlannı betimler. Tarihsel gerçeklik, kurumlan, politik ve dinsel savaşları, sanat ve felsefe formlannı kapsayan birlikli bir süreçtir. Bu sürecin güdümleyicisi, motoru iseHe-gel'e göre "çelişki"dir. "Kendinde" bir şey olarak tüm gerçekliği kapsayan, tüm gerçeklikle özdeş bir şey olan tin (logos) kendisini evrende bir başkalık ve çokluk" olarak açar. Bu "başkalık"ın özdeşliğe, bu "çok-luk'ün birliğe dönüşmesi ise, bu "başkalık" ve "çokluk'ün kendi içindeki çelişkilerin adım adım giderilmesiyle olur. Dünya tini (kendini zamanda açan Tann), henüz kendi hakkında (Hegelci felsefenin formüle ettiği) upuygun bilince ulaşamadığı sürece, ortada bır "çelişki" var He mektır ve dünya tini her ulaşılan
hin sona ermesine kadar devam edecek ve tinin "öznesi", yani dünya tini, yani Tann, insanda kendi bilincine gelecektir. Hegel'e göre, insan bilinci kendi zamanına kadar kendi bilgisinin sınırsız formları içinde tutuldu kalmıştı; yani tarihi yapan insanlar, kendi etkinliklerinin hedef ve anlamının ne olduğunu bilmiyorlardı. Yine Hegel'e göre, insanlar, ilk kez, tarihi yapan şeyin, en sonunda kendi bilinçleriyle özdeşleşecek olan dünya tini olduğunu artık anlamışlardır. Hegel'in bu sözlerinden yola çıkanlar, kendi tininin tannsal tinle aynı olduğunun bilincine varmış bir insanlık çağından sonra artık hiçbir tarihsel olayın meydana gelmemesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Hiç kuşkusuz Hegel'in bu sözlerinin anlamı şuradadır; "Tam özgürlük"te noktalanacak olan bir dünya tini tasanmı, tarihin ilke ve amacının tanınmasını sağlar. Olsa olsa, bu ilke ve amaçlann bir kaç Avrupa devletinde yaklaşık olarak gerçekleştiği söylenebilir. Evrensel bir hukuk devletini gerçekleştirmek ve dünya güçleri arasındaki karşıtlığı ortadan kaldırmak için daha pek çok mücadeleye ihtiyaç bulunduğunu kuşkusuz Hegel çok iyi biliyordu. Hatta Kant'a karşıt olarak Hegel, böyle bir evrensel hukuk devleti hakkında bir öndeyide bulunmayı tamamiyle yadsımıştır.
Kari Marx (1818-1883) ve Friedrich Engels (1820-1895)'in proletaryadan yola çıkan tarih felsefeleri, etkileri en yaygın tarih felsefesi olarak, aslında Hegel'in felsefesinin dönüştürülmüş bir şeklidir. Gerçekten de, Marksist tarih tablosunun tüm çizgileri, Hegelci düşüncenin eleştirel bir dönüşümü ve bazı noktalarda tamamen benimsenmesi olarak görülebilir. O, bir bakıma, Hegelci düşünce formunun ekonomiye ve çağın toplumsal çatışmalarına uygulanmış şeklidir. Hegel gibi Mcu-x ve Engels de "tarihteki akıl”a inrınırlar. Bu inanç ise, daha önce gördüğümüz gibi, kaynağını Hıristiyanlığın kayra inancında bulur. Öbür yandan yine gördük ki, "tarihteki akıl"ın insanların tüm özel ilgi ve tutku-lanna sinmiş olduğu ve bu ilgi ve tutkuları toplumun genel esenliği doğrultusunda kullandığı inancı, 18.yüzyıl ekonomi-politikçilerinin liberal öğretilerinden çıkmıştır. Ne var ki, "akıl"a duyulan bu inanç, Manc'ta artık, kendi sözleriyle Hegel’in "panteist spekülasyonlarına da-
yanılarak doğrulanmaz." Tersine, Marx
a göre bu inanca-tesettür

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder