tesettür ve felsefe

tesettür ve felsefe

 Formun oluşması rastlantısaldır, ama onu değişik biçimlerd dırma rastlantısal değildir ve kişinin psikolojik dunımuVai"'’"' anlamlandırmalar ipuçlarıdır (Roschach testi). Bu örnekte oldu'y^ bir soyut sanat formu da, nokta ve çizgilerden rastlantısal olari^“ dana gelebileceği gibi, içerikten veya bilinçsiz eğilimlerden kendili^ den de ortaya çıkabilir. Buna karşılık doğa formları asla rastlantısalı^ ğildir. Tersine bu formlar, dış ve iç güçlerin dengesinde meydanagei, Örneğin, bir terazideki denge halinin, dış güçlerle (hava basıncı,ij,| dummu, vb.) terazinin iç rezistansının belli bir andaki karşılaşmasıoi, duğu söylenir. Burada, denge durumuna gelme çabasının, içsel dunu yasalanna bağlı olduğu görülür ki, şimdilik bilmediğimiz buyasalj belki bir gün pekin olarak formüle
edilebileceklerdir. Örneğin bu yasa lar arasında simetri yasalan, doğada ve sanatta form oluşturmayay® veren yasalar olabilirler (Bkz: Hermann Weyl. Simetri, Princetou, 1952). Bu yolla meydana gelen formlar dinamiktirler.tesettür Onlar hareketler den (iş yapma, yürüme, dans ritmleri; örneğin, müzik formlannın kay nağıdırlar) meydana çıkarlar ve onlardaki canlılık da bu yüzdendir.Bir resimdeki şekiller kararsız bir denge içinde bulunurlar. Resmin formu, resmedilen hareketle, daha sonraki bir hareket arasındaki geçiş noktasını gösterir. Bu geçiş ânının tam olarak gösterilebildiği yerde bir kararlı dengeye ulaşılmış demektir. Örneğin mermer kaidesindeki Mısırlı Nefertiti’nin elinin duruşu, hem oturma, hem de ayağa kalkmak üzere olma hareketlerini bize birarada verir. İşte bu haliyle form bir sonuçtur. Örneğin doğal güzellik, doğanın kendi formunun sonucu olarak oluşur ve hiç kuşkusuz iç ve dış güçlerin bir denge hali amaçlanmışsa, bu her zaman böyledir ve bu güçler bir uyum içinde şekillenmişlerdir. Doğa bir form oluşturma sürecidir ve bu süreç içinde o kavranamaz bir şeydir.
2. Biçim verici biçim (forma formans): Konstrüksiyon sanatçısı, örneğin mimar, önce aynntılı bir taslak (plan, kroki vb.) yaparak işe başlar. Onun planı, yapıta öngelen ve sonradan içeriğe kalıplanacak olan biçim verici biçimdir. Yapım sırasında bu plan tabii ki değiştirile
bilir. Örneğin, Roma stili kiliseler ve Gotik kiliseler, çeşitli değişikliklerle, yapıldıklan şekilden çok daha fazla geliştirilmişlerdir. Ama nihai olarak burada sanatçının tini biçim verici biçimdir. O, yapıta, birlik, anlam, değer ve şekil verir. Burada, birlik, anlam, değer ve şekil vermenin özel estetik edimleri söz konusudur. Böylece burada yeni evrenler, tinin yaratıcı güçlerinin ürünleri olarak meydana gelirler.
İçlerinde biçim verici biçimin egemen olduğu sanatçılar, örneğin bir şiire en ince şeklini verebilmek için yıllannı harcarlar (Bembo, E.A. Poe, C.F. Meyer). Poe'nun "Karga" şiiri için üç yıla ihtiyacı olmuştur. Ulaşılmak istenen etkiyi, şiirin uzunluğu (100 satır), duygu tonu ve "çaresizlik" nakaratı sağlar. Bu "çaresizlik", mümkün olduğu kadar büyük etki vermek için, bir karganın ağzından dile getirilir; yani âşık, sevgilisinin ölümünü kargadan duyar. Bu, en duyarlı eleştirmenin bile kavrayamayacağı bir konstrüksiyondur. İşte burada konstrüksiyon, sanatçının belli bir estetik etki sağlamak üzere başvurduğu biçim verici biçimdir. Poe'nun Baudlaire, Mallarme ve Paul Valery üzerinde derin bir etki bırakmış olması rastlantısal değildir. "Valery, çok bilinçli ve temkinli yazan bir şairdi. Ama onun en iyi şiirleri, bir kuramın güdümünde olmayanlandır. Yine de onun kuramsallaştırma eğilimi, hiç kuşkusuz ki yazdığı şiirleri etkilemiştir" (T.S. Eliot). Valery’ninki gibi "kuramcı" veya başka türlü olsun, gerçekte biçim verme süreçleri çok değişik olarak aynı sanatçıda sık sık biraradadır ve bir sanatçının kesinlikle şu veya bu biçim verme tipine göre yarattığını söylemek çoğu kez olanaksızdır.
ARINDIRICI OLARAK SANAT
Schopenhauer, sanatın nesneleri nedensellik ilkesinden bağımsız bir şekilde görme ve biçimleme etkinliği olduğunu iddia etti. Ama bu, sanatın gerçek evreni ve dolayısıyla nedenselliği aştığı bir yere kadar , doğrudur. Sanat bizi nesnelerin ve zorunluluğun baskısından, her türlü elirsizlikten, an-olmayışlardan, bulanıklıklardan ve kaostan, tüm bun-
lan bir kozmos olarak düzenlemekle kurtanr. Böylece a trajediye bahşetmiş olduğu "kathartik etki" meydana geli^ö"''' Andre Malraux için sanat, kadere ve zorunluluğa karşı bir olarak kavranabilir. Sanatçı, gerçek evrene, zorunluluğa karşı rim yapabilir ve kendi hayalgücünde düşman bir evrenden intikam^ bilir. Schopenhauer buraya kadar haklıdır. Ama sanat, gerçek ev,^ karşısında olumlayıcı bir tutum da alabilir. Hatta Nietzsche’nindeiı gibi, bir amor fati'den (olan'a, kadere duyulan sevgi) de hareketedei». lir, kaderine şükredebilir, dost güçlerle uzlaşabilir. Bu yüzden sanatı, zorunluluktan anndırıcı etkisi (katharsis), sanatın gerçek evren kaışı sında veya yanında olmasından bağımsızdır. Sanat yapıtı, sanatçım, kendi özel perspektifi altında ve buradan yola çıkılarak bir yaratıcıya, nıt olabildiği sürece, tinin içerik (gerçeklik) üstündeki zaferini göstenı ve bizi bir "katharsis"e ulaştırır.
SANATTA YAPI YASALARI
Ama sanatçının özgürlüğü asla bir keyfilik ve başına buyruklukda demek değildir ve onun yaratmasının formüle edilemeyen yasalara bağlı olduğu kanısı da büyük ölçüde yanlıştır. Schopenhauer in nedensellikte saydığı formlar (varlık nedeni, olgusal neden, hareket nedeni ve bilgi nedeni) sanatta geçerli olmasalar da, sanatın kendisi de, her türlü oluşun dayandığı h\x yeterli neden ilkesinden bağımsız olamaz. Sanatın nedeni görüngüler (fenomenler)’dir, yani sanat görüngü nedem (ratio apparendi) dayanır. Sanatçı nesneleri oldukları gibi (esse est) betimlemez; tersine, onları kendi duygu ve arzularına, kendi fantezi veya sezgisine nasıl görünüyorlarsa (apprehensio) öyle betimler. O, bu haliyle görünüşe çıkarmak istediği şeye bağlıdır. Bu yüzden burada da şu ilke geçeriidir; Bir sanat yapıtında görünüşe çıkan şeyin de yeterli bir nedeni vardır. Sanat için bu ilke düzenleyicidir, ama kurucu (konstitutiv) değildir.tesettür O, bir sanatçının yetkin bir yapıt yaratmak istediğinde izlemek, zorunda olduğu bir kuraldır. Leonardo'nun "Akşam Yemeği"nde İsaj
şöyle der; "Bana ihanet eden sîzlerden birisidir." İşte bu sözler, tablodaki adamlann çeşitli jest ve yüz ifadeleri için bir görüngü nedendir. Ama ne var ki, bir sanat yapıtı, çok sayıda ve sanatçının bilmeye ihtiyaç duymadığı görüngü nedenlere sahip olabilir.
Sanatçı açısından bakıldığında, bir şekil nedeninden (ratio fıngen-di) sözedilebilir. Çünkü sanatçının içinde şekilsiz olan şey, bilinçli veya bilinçsiz şekil almaya zorlanır. Bu yüzden, yaratılmış olan şey, bir şekil nedenine bağlı olmak zorundadır. Bu yaratma, bilinçli veya bilinçsiz, bir uyum içinde düzene sokma idesi altında gerçekleşir. Kural şudur; "Görünür evrenin kaotik malzemesini (içeriğini) şekil ve resme dönüştürmek üzere düzenle! En ilkel tarzda da olsa, ona bir bütüncül anlam ver!" Öyle ki, sanat yapıtında gerçekleştiğini gördüğümüz düzen bir anlam düzenidir. Başka bir deyişle, her sanat yapıtı, insani deneyimin bir anlamlı ifadesidir. Ama bir sanat yapıtı şu kurallar içinde anlamlıdır; 1. İçselliğin (yani, duygulann, eğilimlerin, düşüncelerin vb.) ifadesi olarak 2. dışsallığın betimi olarak (örneğin sadece resim değil, müzik de "çizebilir", evreni betimleyebilir), 3. görüngü evrenine ait olmayan şeylerin simgesi olarak (örneğin, kutsal tin/ruh için güvercinin simge olması gibi). Olgun bir sanatta bu üç işlev zaten birarada bulunur. Ama form ve anlamın birbirlerinden koptuğu çağlarda bu işlevler de kaybolabilir ve geriye artık kaotik bir oyundan başka bir şey de kalmayabilir. Büyük sanatçılar geçerli şekil'e ulaşırlar. Bu şekil inandın-cıdır, ona doğrudan inanılır ve o bir canlı yaratık gibi etki yapar. Sanatçı yaratıcı doğanın (natura naturans) bir parçasıdır. Onun yapıtlanndan her biri kendi evreninden bir bölümü yansıtır ve sanatçının kendi şekil yasasına uygun bir kimlik kazanır. Onun yaratma yeteneğinde olduğu şey, yine kendi evreni içinde geçerli saydığı ve bizce de geçerli olarak inamlırlık taşıyan şeydir. Bir sanatçının büyüklüğü de, işte bizce de geçerliliğine inanılan bir şeye derinliğine nüfuz etme gücünde belirir. Büyük sanatçılar, şiirde, dramda, resimde vb. geçerli formlan bulurlar ve yeni bir stil yaratırlar.
VAPI OLARAK SANATIN ÇEŞİTLİLİĞİ
Sanat yapılarının çeşitli çağlarda değişik olduğunu b,l,n sanat yapılanndaki çeşitliliği anlamlı kılan ilkeler varm,d,r?B mel bağıntılar, sanatsal düzeni her zaman belirler görünüyor, sanatı, önemli ölçüde evren-merkezci (kozmosentrik)'dir. Burada'/ ğanm bir kozmos olması gibi, sanatın da bir kozmos olması geret]' ğine inanılır.tesettür Bu inanca, Çin, Babil, Mısır ve Grek sanatında hepn, larız. Çinliler kozmik olarak belirlenmiş ölçü normlanna, Greklerhaı. monik uyuma (armonia proportionata) inanıyorlardı ve onlar için evtt. nin ve nesnelerin yapısını belirleyen temel yasa buydu. Bu yiizda, Grek plastiği, aslında "güzel insan" idealinin egemen olduğu idealj bir plastikti. Bu plastik, tek tek uyumsuzlukları bir yana bırakırveir. sanların güzel yanlarını bir şekil içinde birleştirir. Ortaçağ san®, önemli ölçüde tann-merkezci (teosentrik)'dir. Onun evreni, yaratıcınnı aracılığıyla organize olmuştur ve sanatın işlevi de burada, yani nıhun kendi tanrısal kökenini anımsamasında ve Tannya dönmekte olabilitdı,tesettür Bu sanatın temel yasası, görünmez olanın görünür kılınmasında maddi (içeriksel) olanın simgelerle kullanılmasıdır. Bu yüzden tüm Hınstiyan sanatı Avrupa'da Kilisenin hizmetinde olmuştur. Yeniçağ sanatı, önemli ölçüde insan-merkezci (antroposentrik)'dir ve otonomdur. Bu sanal kendi varoluşunu ne yetkin bir evrenden (kozmos) ne de Tanndan yola çıkarak bulur. Tersine bu sanat, insanlara yetkin olmayan bir evrenin üyeleri olarak bakar ve insanı yeni evrenlerin yaratıcısı olarak görmek ister. Bu yüzden modem sanatçı, kendi konstriiksiyon ilkelerini seçmekte tamamen özgürdür. O ister geleneği izleyebilir (klasisizm, yeni gotik vb.), ister resmini optik yasalara göre kurabilir (perspektifçi sanat), ister gerçekliği olduğu gibi kopya edebileceğine inanır (rea-lızm) isterse onun için sanatın yöneldiği şey "güzel" değil de sadece karaktenstık" ve "İUİ çekici" olan şey olabilire o islerse anla,imini ta-mamen öznelleştirebilir (ekspresyonizm) vpva fo
kurgusal bir evrenin öğeleriyle oynayabilir (soyut ^Tt^
rak isterse bütün bunları hep birden kullanabilir. Örneğin Picasso'nun tüm bu olanaklan nasıl kullandığına bakıldığında, artık günümüzde çağımıza özgü bir stilden sözetmek anlamsız olur.
ÇOK DEĞERLİ ESTETİK
Croce, piiriıen, hazcı (hedonistik), pedagojik ve mitosça estetikler ayınr. Püriten estetik, şairi devletten kovan Platon'a bağlanır. Hazcı estetik, Oscar Wilde'a göre, hazzı köken ve amaç alan yararsız bir estetiktir. Pedagojik estetik, sanatı insan soyunun eğitiminde kullanacaktır (Sebiller). Mitosçu estetik ise. Tanrıya giden yolu açacaktır (Plotinos). Bizim burada taslak alarak vermeye çalıştığımız estetik ise, daha önce sözünü ettiğimiz metafizikse!, psikolojisi, fenomenolojik, değer-ku-ramsal, semantik, sosyolojik ve tarihçi kuramlar gibi, bu şemayı da bir yana bırakmaktadır. Bizim taslağımız, şimdiye kadar kuramlan, onla-nn kısmi doğruluklannı tanımak yoluyla ve bir çok değerli estetik ile aşmak istemektedir. Tek bir estetik değer (güzel) yoktur; tersine pek çok estetik değer vardır. Tek bir yetkin temsil edici sanat (Hegel'in Grek sanatında bulduğu gibi) yoktur; tersine kendi tür ve tarzında pek çok yetkin sanat vardır. Sanatın da tek bir görünümü yoktur; tersine onun pek çok görünümü vardır (oyun, yapabilme, deneyim, inanç, dil, biçim verme, anndırma vb.). Ama bunlan belirtmek ne bağdaştırmacı-lık (eklektisizm) ne de göreciliktir. Tersine, görelilik kuramında bile nasıl ki bazı sabitelere başvurulup bu sabiteler de temel yasalardan çı-kartılıyorsa; estetikte de durum aynıdır. Tüm çağlann ve tüm uluslann sanatlarında içerilmiş olan ortak ilke, gerçekliğe biçim verme ilkesidir. Bu ilke bize, sanatlann görünürdeki kaotik çok çeşitliliğini anlama olanağını da verir. Nietzsehe'nin dediği gibi, sanatta her zaman geçerli olan şey şudur; "Kaosun efendisi olmak, onu zorlamak, ona biçim vermek."tesettür

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder