tesettür ve ahilik bilgi konumuz

tesettür ve ahilik bilgi konumuz

 hiçbir şey düşünemezler (..)■ Akıl denen bireysel varlık için de durum böyij. dir. ‘Edilgin Akıl’ (Nûs Poietike)ı ‘Etkin Akıl’ Nûs Apate; durumuna geıj, ren bir ‘Hep Etkin Akıl (‘al- ‘ Akl al-Fa ’âl’) vardır; işte bu akıl insana ‘dıjan. dan (turaten)’ gelir (Ord. Prof. Dr. H.Z. Ülken, “İslâm Düşüncesi”, ve Henıy Corbin “İslâm Felsefesi Tarihi” adlı eserlerinde; bu terim için sadece ‘Yaj] akıl” diyorlar. Prof. Dr. Küyel; “Hep Etkin Akıl” diyor; sg) (..).
Platon, Adalet ideasının, şu geçici Devlete bağlanamayacağı tezini, Teai. tetos’ta Futurs Contingents’a dayanarak ileri sürmüştür(,.). Aristoteles'in ‘Tann, aklı ruhta bir ışık gibi yaktı’ cümlesi, onda, herhalde, doktrinal birci, heti ifade etmese gerektir.
İşte Fârâbî, Aristoteles’in askıda bırakmış olduğu bu önemli meseleyi, in-san mutluluğunu temin yolunda, asıl amacı olan. Siyaset teorisini dayandıra-cağı Siyaset Bilimi’ni kurarken, hem varlığı hem düşünceyi Tann ile teminat altına aldığı sırada, geçerken, halle çalışmıştır (..).
Fârâbî, bu ‘On Akü Dokuz Felek’ görüşünde, hem, Aristoteles’ten kendisine kadar gelmiş olan bilgelik sever kişilerin bir türlü uygun bir yer bulamamış oldukları ‘al-‘ Akl al-Fa’âl’c, hem de, Platon’un gerçek varlıklar olan İde-alarına yer bulmuştur. Bu yer, değişmeyen ‘Ay - üstü’ evreni ile değişen ‘Ay - altı’ evreninin tam arasında yer almış olan Ay’ı hareket ettiren Akıl'dr.bu Akıl, ‘al- ‘ Akl al-Fa 'âl' (Hep Etkin Akıl; sg) dir.
Eğer ilk köklerini Mezopotamyahlardan ve özellikle Sumerliler'den almış olan, ve Sabiîler arasından çıkıp yayılmış ve Astronomide tâ ‘Çekim’ kavra, mı ortaya atılıncaya kadar varlığını sürdürmüş bulunan, göksel cisimlerin b birinin birer akıl aracılığıyla dairesel olarak harekete getirildiği görüşü unutulmayacak olursa, ortada, şu gökteki Ay’ın nasıl olup ta bir akıla sahip olabileceği konusunda şaşırtıcı bir cihet kalmaz (..).
Bunlar Bilgeliksever kişiler, Bilim adamları. Peygamberler, gerçek Yöneticiler ve gerçek Sanatçılardır, başka deyimle, yüksek kültür ve uygarlık değerlerini yaratmış olanlardır. O halde, doğruluklann sahibi Bilim adamı, iyiliklerin sahibi Peygamber ya da gerçek Yönetici, güzelliklerin sahibi gerçek Sanatçı, Fârâbî’ye göre özcek ve özde birdirler (..).
Fârâbî’nin geliştirmiş olduğu bu öğretiye göre. Bilgelik sevgisi ve Bilim, Gerçek, Doğru, İyi ve Güzeldir. Din de öyledir. Gerçek, gerçeğe, doğru doğ rüya aykırı olmaz. Bilim ve Bilgelik sevgisi de Dine aykırı olmaz (..).
İnsan için ölümsüzlük gizemi işte burada saklıdır - KutatguMg'deki’ı atı kazganmak’, ‘bengi taşga urulmak', ‘atı kalmak’ işte buralara bağbd Esasen Yûnus da ‘ölen hayvandurur âşıklar ölmez’ diyordu. Sumerlilen kendisine Tanrıların ölümsüzlük bağışlamış olduklan insan Z' gerçekliği anlamış kişi idi ve işte yine bu yüzden Taunlar ot ninki gibi, ‘Breath Eternal (Ezelî Soluk)’i
yüksek değer olan mutluluğun. Odgunmş'ın kişiliğinde yansıtı-'“îrcemi’yi değil de, Ögdülmiş'in kişiliğinde yansıtılan 'Büyük Ge-/'^"''tiarmak olduğu şeklinde özetlenebilecek Kutatgu Bilig'in temel ahlâk nereye dayanmakta olduğunu göstermektedir '^SuDierlilerde, Tanrılar, her sene toplanıp, Nam’ı Göklere yazarlar. Umay I „■ olarak, can ve kut verir, dağıtır, pay eder(..). Kutatgu Bilig'de geçen *jiiniibiligei’ önerisi bize, insanın kendi 'ülüg’ (‘yazgı’, ‘yazı’, 'at’ı, ‘tam-üzerine etkin olabildiğine dair bir inanç göstermektedir, akıl’ı Tann Ülgen (Sümerlilerde, Mezopotamyada An veya Aruru) (ivdiğine göre, bu çabasında insan sınırlı olacaktır, başka deyimle, insanın jjfldiçabasıyla yapabileceği şeyler içerisinde bir ‘yarık’ var demek olacaktır, jj'yank ancak, kutluların kutlarını kutsuzlarla paylaşmaları suretiyle kapatı-Ijbjlecektir. Kutatgu Bilig’in temel ahlâk görüşü işte budur”(agm, s. 563-569).
Prof. Dr. Küyel bazı felsefecil açıklamalardan sonra şöyle devam ediyor: ■\talannda bilgeliğini Tanrı’nın yarattıklarını, insanı ve insanın kültür ve uy-jıtlığını yok olmaktan kurtararak isbat eden ve bu yanıyla Tanrılar tarafından eittiîhayata lâyık bulunan tek insan, Ziu Sudra gibi birinin yetiştiği Sumerli-1(1,bilindiği gibi, tarihte, ilk kez, insanları eğitmek amacıyla okullar açmışlar-41..).
Doğru davranış tanrısal kurallara uymak demektir. Sumerliler gözünde bu lurallar kanunlarla tesbit edilmiştir. Kanunlar kırallara kılavuzluk etmekte, lektek fertleri ise kommaktadır. Evreni ve Toplumu, hattâ insan bedenini bir ırada ve birlikte tutan şey kanundur, nizamdır yasadır, ‘adalet’tir. Bu hukuk Mriişünün temelinde bir toplum düzeni anlayışı, bir hayat felsefesi, bir dünya görüşü, buna dayanan bir ‘demokrasi’ çekirdeği yer almaktadır.
Nitekim, Adalet’m insanlardan değil Tanrı’lardan geldiği görüşü Hellen-ler in de sarsılmaz inancı idi. Adalet, Hesiodos’ta Zeus’un kızı, Homeros’ta ise,Zeus’un ‘iki küpü’nün yanında, Zeus’un ‘terazi’si olarak görünmüştür.
Kiyaştomy’ye göre Uygurlularda runik harfli alfabe yaygın bir halde idi ve herkes okuma yazma biliyordu. Türkler arasında okuma yazmanın yaygın olması geleneği, Sümerli kültürle zihniyet birliği göstermektedir (..).
Kutatgu Bilig’deki erdemli tek yönetici Kün Togdı kendisinde değişmezliğin, doğruluğun, düzgünlüğün, gerçekliğin, adaletin, sarsılmazlığın yansıdığı kişidir (..). Kutatgu Bilig'de erdemli tek yöneticiye hizmet eden ‘Buyruk’ Vezir Ay Toldı’nın kişiliği de tıpkı Kün Togdı’nm kişiliğindedir, bir tek farkla: Kün Togdı ‘tahtta oturur’, çünkü o hükümdardır, buyurgandır (..).
Bu bakımdan ÖgdUlmüş-Ogdurmuş-Kün Togdı üçlüsü, daha doğrusu, Ög-dülmüs-G^ijrmuş İkilisi macerası üzerinde Bilge Tonyukuk’un, Bağa Tarkan' yayılmış olduğunu söylemek tarihsel olaylara uygun dü-
Hükümdar için kurtuluş, hükümdarlığını işletmektir. Durum buyruk |çj„ de öyledir. Türk siyaset hayatında bu anlayışın sürüp gittiğini, yaşayıp durdu, ğunu Koçi Beg'in Dördüncü Murad’a arzetmiş olduğu Tezkirelerinden birin, deki şu satırdan anlıyoruz;
'... Velhasıl, şimdiki halde, reaya fukarasına olan zulm ve taaddî bir tarih, te ve bir iklimde ve bir padişah memleketinde olmamıştır. Memâlik-i Osmâ. niye’den bir memlekette, zerre kadar bir ferde zulm olsa, Rûz-i Cezâ’daMiı-lûktan sual olunur. Vükelâ’dan sorulmaz. Ve ‘Anlara sipariş ettim’ demek, Rab bul - Âlemîn’de cevap olmaz... Küfr ile dünya durur zulm ile dunnaz Adalet, tûl-i ömre sebeptir; ve intizâm-ı ahvâl-i fukara Padişahlara mûcib-i Cennet’tir. Bu dediklerim kelâm benim değildir. Ulema ve Meşayih kavlidir'
Kulatgu Bilig'ât, son uçta, Ay Toldı’mn, vezir görünümü altında, asd, başka bir felsefî fikrin açıklanmasının timsâli olduğunu, hattâ, bu fikrin uygu, laması olduğunu görmekteyiz. O da Kutatgu Bilig'in Fârâbî’nin felsefesini yansıtmakta olduğudur. Bu cihete, Sadri Maksudî ve Reşit Rahmeti Arat açıklama yapmadan işarette bulunmuşlardır” (agm, s. 575-581).
Bildiri şöyle devam ediyor: “Aslında kut, Tolunay gibi hep parlaktır. Onun için insan, onun gereğini yapmaktan bir an bile geri durmamalıdır. ‘Ala pendi’ tutmalıdır, Atatürk’ün dediği gibi, ‘Bulunduğu yere hep lâyık olmalıdır’ (..). Kutatgu Bilig’in, 6-7 Bin beyitlik bir anlatım içerisinde, işte böyle bir Tann - Evren - Toplum - İnsan kavrayışı sezilmektedir (..).
SÜMERLER’İN ZtU SUDRA’SI VE YUNANÜLAR’IN PROMETHEUS’U
Ziu Sudra, Tanniarm insanlar hakkında konuşmalannı ‘işitir’ işitmez, onların ne yapmak istediklerini anlamış, hemen, bir tekne yapaıak Tanrıların yarattıklarını: Bitki, hayvan, insan kültür ve uygarlık'ı içine doldurarak, onları ‘Tufan’da yok olmaktan kurtarmıştır. Bunun üzerine Tannlar.Zi-u Sudra’ya kendilerininkine benzeyen bir ‘ebedî hayat' ve ‘Cennet’ bağışlamışlardır.
Bu ‘İlk Tufan’ Hikâyesinin anlamı, Ziu Sudra’nınTann-Evren-Toplum - İnsan, hakkında çok açık bir bilinç, bir ‘Hikmet’ sahibi olması idi. ZiuSud ra bu davranışını, Tanniarm ona ebedî hayatı veya ‘Cennet’i bağışlamalar için yapmamıştır. Çünkü, eldeki tablette böyle bir gerekçeye ilişkin satırlar bı lunmamaktadır.
Bu davranışını Tanrılara bir ibadet olarak yapmıştır. Durum, '-i böyle olmalıdır ki, insanı kusurlarından ötürü cezalandırmak üzere ’ ye karar vermiş olan Tanrılar, Ziu Sudra’yı bir insan olduğu ve kendi ‘ mış oldukları ‘insanı yok etmek kararı’nı engellemiş olduğu halde, mişler, tam tersine, onu ‘ebedî hayat’ ve ‘Cennet’ ile ödüllendirerek,! dilerinin katına yüceltmişlerdir (..).
jjlanetin, ilkin Kaidelilerde olduğunu, sonra onlardan Mısu-lılara, onlar-^ıj3 Yunanlılara geçtiğini söyleyen Fârâbî, ‘Tenbih’inde ve ‘Tahsil’inde ^^jiluiuğun‘al-‘ Akl al-Fa’âl’ ile birleşmek, yani. Gerçek, Doğru, İyi (Adil), jjjjel’i tâ özden tanımak ve ona göre davranmak olduğunu vurgulamakla ve (liiiiinhayatını bu yolda yaşamakla, Ziu Sudra ile zihniyetçe ve bilfiil birleş-ı^kıedir(..). îbn Sînâ da Fârâbî’nin felsefesindeki ana fikirleri aynen kabul et-«ijiirl..)-
Buveyh’li ortamda ‘Kemal’in Tanrı için değil, ama, sırf ‘Kemal’ için isten-jıesigerektiği gibi bir fikir de savunulmuştur, yani, Tann’yı başka bir şeyin, özellikle, kendi beklentilerinin bir Pragması, bir vasıtası yapmaktan uzak durmalıdır. Bu istek Yûnus’ta ‘Cennet Cennet dedikleri/Birkaç huri bir kaç pe-ti/İsteyene ver Sen anı/Bana Sen’i, gerek Sen’i’ olarak dile getirilmiş istektir (..)•
Ibn Sına nın ideal insanı, daha doğrusu, ideal sınırlanna varmış olan insanı, kutlu insanı işte budur. Bu insan tipinde Ziu Sudra’nın, Taunlardan hiçbir karşılık beklemeksizin, yalnız, kendi hikmetinin gereği olarak, Tannlann her liir yaratığını kurtarmış olan Ziu Sudra’nın ruhunu sezmemek elden gelmi-yor”(agm, s. 583-587).
Prof. Dr. Küyel, sonra şöyle diyor: “Kut en çok ‘fesâd’dan kaçar, ‘tüz’den aynlmaktan kaçar. Bu, Evrende bozulma, Gök’te çökme. Yerde delinme, can-bda hastalık, toplumda kargaşa, insanda zina, içki, yalan vb. gibi olumsuz değerlere yönelmektir (..).
Evrende, Toplumda, Devlet’te, İnsanda, yukanya doğru rütbe almak, rütbece yükselmek, ancak, ‘Tüz’ü, iyiyi, daha iyiyi, en iyiyi tanımak ve bilmekle, Akıl sayesinde olur. Nitekim Sumerli gözünde, bunu en iyi bilen Ziu Sudra olmuş, bu yüzden, o ‘Breath eternel’e kavuşmuş olan tek insan örneği vermiştir (..).
Tanrı kavramının Nûs (Anaksimandros), Logos (Herakleitos), Bir (Pannenides), İyi (Platon), İlk Muharrik (Aristoteles) gibi en soyut şekilleriyle bile de olsa, tâ daha önceden. Yunan kültür
liîd’i, Hayr ve Adalet’e dayandırarak, felsefî yoldan lemellendiren FârâM'nin gö-Tünmüş olduğu ellerin adamlarından veya adamı olmasıyla bağdaşmaktadır.
Kulun ‘belgü’sü ‘bilig’dir. Kut, ‘biligsiz’ yerde durabilmez İşte bütün bunlar, içine Fârâbî’nin felsefesinin sığabileceği, içine İbn Sînâ’nın felsefesinin dökülebileceği (..), önsel kalıplardır. Şimdi İslâm Âleminde, Siyaset Bilimi’ni kurmak gibi bir ülüşün sahibinin niçin Kindî veya Razî değil de, Fârâbî olduğunu anlamak, artık daha bir kolaylaşıyor. Çünkü, Fârâbî’nin ana diliyle tevarüs etmiş olduğu kavramlar içerisinde, kut gibi bu çok, belki de, en zengin içerikli ve geniş kapsamlı kavram bulunmaktadır (..).
Fârâbî’nin evrensellik kazanmış olan siyasal görüşleri, özellikle, ‘Melik-i Âdil’in vasıflan, eğer, tek kişide bulunmazsa, birden çok kişinin bir araya gelerek ‘Melik-i Âdil’e eşdeğer bir ‘corpus diplomaticus’, bir Siyasî heyet oluşturulabileceği görüşü, uygulanmasını îbn Hazm üzerinden, Endülüs Emevile-ri’nde bulmuştur. İbn Hazm, Vezir olarak, İslâmda, ilk kez. Monarşi yerine Cumhuriyet’i geçirmek istemiştir.tesettür

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder