tesettür ve felsefe bilgisi

tesettür ve felsefe bilgisi 

içerik problemi, aidiyeti bakımından insan doğasının ne c ilişkin soruya, yani insanın neliği (mahiyeti) somsuna bağlanır. bJ,! farklı antropolojik kavrayışlara göre oluşan farklı doğal hukuk öğren leri vardır. Ne var ki, kalkış noktalannm çeşitliliğinden bağımsız ola rak, doğal hukuk tarihinde bir ilkesel karşıtlığın her zaman hüküm söı. düğü görülür. Bu karşıtlık, basit olarak, insan doğasının özniteliğj ko. nusunda ileri sürülen şu iki seçenekte kendini gösterir: İnsanın öznite. liği akılda mı, istençte mi; ratidda mı, voluntas da mıdır? İnsanı insan yapan göstergeyi akılda bulan rasyonalist tutum, doğal hukukun değişmez, zamana bağlı olmayan ideal bir akılsal düzen içinde oluştuğu ta-sanmına bağlıdır.tesettür Buna karşılık istenççi (voluntarist) tutum, varoluşunu ancak ve öncelikle bir istenç koyma edimi sayesinde bulan ve sonradan konulmuş olan şeyin (burada: pozitif hukuk) zomnIuluğununda, ancak yine bu istence bağlı olarak her türlü değişmeye açık olduğunu savunan bir doğal hukuk tasanmı geliştirir. Başka bir deyişle burada sorun, doğal hukuk normlannın ideal bir akılsal düzenden çok, herhangi bir istenç edimine dayanıp dayanmadığı veya bir yanıyla da olsa, bu normlann bir istenç edimine ilişkin olup olmadıklarıdır.
HIRİSTİYAN DOĞAL HUKUKU
Platon, "ideal doğal hukuk" denebilecek bir doğal hukuk ayırdet-miştir ve Hıristiyan doğal hukuk düşüncesi de. Ortaçağ boyunca esas olarak Platon'u izlemiştir. Bu doğal hukukun en saf ve tam ifadesi, Aquinolu TTiomas (1225-1274)’ın Aristoteles'e dayalı öğretisinde akıla tanıdığı üstünlükte belirir. Doğal hukuk burada, tannsal evren yönetiminin sonsuz yasasına, yani lex aeterna'ya, tüm varolanlann akla uygun düzeninde tannsal bilgelik içinde kararlaştınimış olan hakikatlerin (ideler) belirlediği işte bu sonsuz yasaya bağmtılanır. Her varlığa, her şeye, lex aetema aracılığıyla, özlerine uygun bir yetkinliğe, iyi-
ye doğru gittiği söylenen bi^m^ '(izen sokulmuştur. Buna göre, b herşey tannsal iyiden pay tarzlarda: Akıldan yoksun
doğada iyi düzen, bilinçsiz bir hareket ilkesi olarak etki eder; yaratılmış varlığın en yüksek basamağında, insanda ise, buna karşılık akıl vardır. İnsan sadece kendi doğal güdüleriyle evren yasalarının belirlenimi altında yaşamaz; hatta o, fazla olarak, kendi varlığının içkin yasasını da tanıma yetisine sahiptir ve insanın bu tanrısal içkin yasadan pay almasında, kendisine akıl bahşedilmiş bir doğa varlığı olarak aynı doğa yasası etkindir. Buna göre de, hukuk, tanrısal akıldan gelir; insan aklı hukuku yaratmaz; akıl bize hukuku keşfettiren bir araçtır, o kadar. Ama akıl yoluyla keşfettiğimiz bu hukuka uymak zorundayız. Böylece en yüksek doğal hukuk buyruğu, "akla uygun eylemde bulunmak" gibi birformel kalıp içinde karşımıza çıkar. Ama öbür yandan, doğal hukukun içeriği de akla göre oluşur. Akıl, insanın doğası içindeki "iyi"dir ve insan iyiyi, akla uygun eylemler içinde tanır. Thomas, bu tarz içinde ortaya çıkmış olan normlara on emiri (dekalog) verir. Öyle ki, onun öğretisine göre toplum içinde üremeyi sağlayem doğal olaylar (evlenme) da, toplumsal kurumlar da (devlet) doğal hukuk normlan üzerinde temellenirler.
Hiç kuşkusuz bir "ideal doğal hukuk" tasarımı karakteristik güçlükler taşır ve Aquinolu Thomas da bu güçlüklerin içine düşmüştür. Örneğin doğal hukukun buyrukları değişmez varlık düzeninden çıkıyorlarsa ve varoluşlannı ihlâl edilemez bir yasadan alıyorlarsa, ama kılgın olarak (pratikte) bu buyruklara uygun düşmeyen istisnalar hep varsa; bu istisnaların da bir doğruluğunun bulunması zorunludur. Örneğin încil'de on emirle bağdaşmayan durumlar vardır. Gerçekten de Ortaçağın doğal hukuk öğretisi, bununla ilgili olarak İncirdeki olaylan çözümlemeye çalıştı. Bu istisnalardan birkaçını anımsayalım; Tannnm İbrahim'e İshak'ı kurban etmesi için verdiği buyruk; Yahya’ya bir fahişe ile yatması için verdiği buyruk; Yahudilere Mısır'dan göç ederken Mısırlıların mallarını yağma etmeleri için verdiği buyruk vb. Thomas, [bu güçlükleri, Hıristiyan doğal hukuk öğretisi içinde günümüze kadar etkili olacak şekilde şöyle
haksız yere öldürmeler içindir; bir cani veya devlet düşman rülmesi için geçerli değildir. Bir başkasına ait şeyleri haks!ra'"“'^ me, hırsızlık, eşkiyahk ve bunun yanı sıra evlilik kurumunu sarsl^tesettür*^ 1er, örneğin fuhuş ve zina yasaktır. İstisnalara gelince; Tann ve* buyrukla, olsa olsa daha sonraki haksız öldürmeleri önlemek için hak'ın kurban edilmesini istemiştir. Mısırlılann mallannın yağmalan ması da hırsızlık ve gasp sayılamaz; çünkü Yahudiler tannsal yargıj, göre gaspa memur edilmişlerdir. Yahya fuhuşta bulunmamıştır, çünkü fahişe, tanrının buyruğu ile Yahya'nın eşi olmuştur vb. Başka bir deyiş le, normun kendisi ortadan kalkmamıştır;tesettür tersine, onun özel haller için bir uygulanışı söz konusudur. Eğer istisnaların da böyle sarsılmaz kurallara göre belirlendiğine inanılırsa, Thomas ın belirttiklerinde doğal hukuk normlannın daha da pekiştirilmesini görebiliriz. Amanevarki,
buna inanmak mümkün değildir.
Thomizme karşı istenççi (voluntarist) görüşün de Ortaçağda bütün sonuçlanyla geliştirildiğini görürüz. İlk olarak Johannes Duns Scotus (1270-1308)’un, Augustinusçu geleneğe dayanarak, aklın öncellığıne karşı istencin öncelliğini savunduğu görülür. Onun öğretisine göre. Tann, evreni özgürce ve kendisinde mevcut sevgisinden yaratmıştır ve yasalannı koymuştur. Duns'a göre tanrıdan gelen herşey iyidir; çünkü onu Tann istemiştir. Ama tersine, o iyi olduğu için Tann onu istemiş değildir. Böylece herşeyin değeri, tannnın değerinden gelir; yani herşey iyidir {summum bonum)\ herşey Tannnın istencine dayanır. Bu durum, tüm vcu-olanlara yaratılmış düzen içindeki yerlerini gösterir ve summum bonum'dan aldıktan payın derecesini, kendilerine uygun düşen değeri belirler. Ancak, onun en yüksek noktasında, yani en yüksek iyi de değer düzeni zorunlu ve değişmezdir. Bunun sonucu olarak, doğal hukuk da, kesin bir anlam içinde, insanın summum bonum ile ilişkisiyle sınırlanmış olmak zorundadır. Doğal hukuk, ancak summum bonum’a dayalı Tann yasağını ve açıktır ki Tann sevgisinin buyruğu u içerecektir. Buna karşılık, Du^^^-^-'mış değerlere ilişkin tüm buy'
rukları, örneğin on emir'in ikinci tablosunda bildirilenlerin doğal hukukla bağdaştmlmasından kaçınır. O böylece, ideal doğal hukuk öğretilerinin yoluna girmekten, insanın özünü veya doğal eğilimlerini şaşmaz bir "doğru eylem ölçütü"ne göre yargılamaktan kaçınır. İnsan aklı da, onda, Thomas'ın tersine, bir değerlendirme mercii (İnstanz) değildir; tersine akıl, ancak tannsal istence göre yaratılmış bu dünyada belli eylem ölçütlerini bulmada bir bilgi kaynağıdır. Böylece Duns Sco-tus'ta, herşeyden önce, Thomizmin tersine, özel anlamıyla bir doğal hukuk imkanı, yani insanın doğasından çıktığı söylenen bir hukuk imgesi ortadan kalkmış olur.
Bu belirlemeler, istenççi doğal hukuk öğretisinde, sonradan hukuksal pozitivizmin de benimsediği gibi, pozitif olarak konulmuş olan yasalann önünde yer aldığı söylenen değerlerin yadsınmasına yol açtı. Duns Scotus'un bir öğrencisi, Ockhamlı William (1300-1349), gerçekten de hukuksal pozitivizme giden son adımı atmıştır. Ona göre en yüksek değerin bir doğal hukuk öğretisinde hiçbir yeri yoktur. Öyle ki, Tann bizzat kendisine karşı düşmanlığı da buyurabilir ve o bunu yaparsa, bu düşmanlık da iyidir. Bu yüzden toplumsal normlar aslında konulmuş (pozitif) buyruklardır ve onların temelinde hiçbir şekilde yaratandan (Tanndan) gelen bir değer yoktur. Bir eyleme uygun düşen pek çok değer vardır ve doğal hukuk, aslında Tannnın kutsal yazılarda açınlan-mış olan buyruklarından ibarettir. Ve böylece zomniu ve değişmez içeriğinin ortadan kalkmasıyla, doğal hukuk, artık doğal hukuk olma karakterini de yitirir.tesettür

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder