tesettür ve felsefe toplumu bilgisi
Bazı tarihçiler, toplumsal smıflandırmamn, son çözümlemede yalnızca insanlarm ürettikleri ve dolayısıyla tüm çelişkilerden arınmış olmayı gerektirmeyen düşüncelerin bir ürünü olduğunu unutarak, feodal Almanya’da işlediği biçimiyle kişisel hukuk alanına, zorla, ashnda kendisinde bulunmayan bir içıklık ve düzenlilik getirmeye çahştilar. Ashnda, feodal çağ bukukçulan onlardan önce bu çabayı göstermişlerdi ama da-ba başarılı oldukları söylenemez. Şunu iyice bilmek gerekmektedir: Eike von Repgow’un Saksonlar’ın Aynası kitabında l'aptığı gibi, büyük örf hukuku yazarlarının bize sunduğumamakta, ayrıca, döneme ait sözleşmelerin dilleriyle i az uyum sağlamaktadırlar. Almanya’da, Fransız serfli^^! reli basitliğine benzeyen hiçbir şey yoktur. Uygulamada f senyörlükteki kalıtsal olarak bağımlı kişiler, aynı yükütnlülı,' leri yerine getirme zorunlulukları bulunsa da, hemen hene^ hiçbir zaman tek bir sınıf içinde toplanmamışlardı, Ayn^ gruplar arasındaki sınır çizgileri ve terminolojileri senyorljii. ten senyörlüğe çok fazla değişiyordu. En fazla kullanılan I çütlerden biri, utanç duymaksızın koruma altına girmenin fej; simgesi olarak hâlâ içinde eski değerinden bir parçaya ban. dıran keUe vergisiydi.tesettür Genellikle miras vergisinden bile bag. şık tutulmaları gerekecek denü yoksul olan gündelik angan, yükümlüleri, doğal olarak, kelle vergisi ödemek zorunda değillerdi. Aym şekilde, serf koşullarındaki tüm tasarmf hali sahiplerinin yükümlülükleri çok ağır olduğundan, geleneksd vergi yükü içinde de yer almıyorlardı. O kadar İd, eskidengb nüllü olarak bağımlılık altına girmeyi anımsatan bir işaret olan bu vergileri ödeme yükümlülüğü bulunan aileler, genellikle bağm kalıtsalhğı dolayısıyla artık “özgürlük”ten yoksım kılınmış kabul edilseler de, en azından genel bir kural olari diğer “özgür olmayanlar”dan daha üst düzeyde sayılıyorlarâ Başka yerlerde, eski koruma altındaki adamların çocuklan,eski çağlardan beri koruyucunun kullandığı yetkiyi tanunlanifi olan Germen kökenli Munt kavrarmndan türeyen “Muntnıd sözcüğüyle nitelendirilmeyi sürdürüyorlardı. Bunlara Roman dilinin konuşulduğu ülkelerde “teslim olanlar” deniliyordu Fakat Fransa’nın kırsal kesiminde, XII. yüzyılın çokazsayda kalmış “teslim olan” köylüleri, özgün hallerinden boş bir addan başka bir şey saklamamış ve asbnda serflik smifi içinai' erimişken, Almanya’daki meslektaşlarından çoğu ayrı bir ; olarak varbklarını, hatta bazen de üke düzeyindeki özgiirfd^' ?
^.jsağı ya da en azından, daha altdüzeyde bir eşle akdedilecek i)if birleşmenin hukuksal olarak yol açacağı statü düşüşü, ba-ğıiTÜı nüfusun çeşitli katmanları arasında katı engellerin devam etmesine katinda bulunuyordu.
Sonuçta, Alman evriminin en açık biçimde özgünlüğünü borçlu olduğu şey, belin de başka yerlerden farklı zamanda meydana gelmiş olmasıydı. Alman senyörlüğü, geneUikle birçok hukuksal kategori biçiminde düzenlenmiş tasarruf hakkı karşılığında verilen bölünmez nitelikteki topraklarıyla, çeşitli tabakalar biçiminde sınıflandırmaya çahştiğı insan statüleriyle, 1200 j'üına doğru, Karolenj tarzındaki senyörlüğe çok benze-lueji sürdürüyordu. Almanya’daki senyörlüğün Karolenj sen-yörlüğüne benzerliğ, aym dönemde Fransa’daki senyörlüğün benzerliğiyle karşılaştırıldığnda, kesinlikle çok daha yakındı. Fakat o da, sonraki iki yüz yıl boyunca giderek farkMaşti. Özellikle kalıtsal bağımlılarm ortak bir hukuksal başbk altmda iç içe geçmeleri XIII. ynizyıla doğru, sonuç olarak Fransa’dan iki ya da üç yüzyü sonra başladı. Bu noktada da, yeni terminoloji kölelik kokan bir söz dağarcığım ödünç alma yönünde hareket etti. Başlangıçta çok özel bir kuUammı olan, rezen' topraklarda çiftlik hizmetkârı olarak tutulmuş özgür olmayan köylüleri tammlayan “ait olan adam” {homo proprius, Eiğm) sıfatı, zaman içinde, kabtsal olarak efendiye bağldıkları çok zayıf da olsa, tasarruf hakkı sahiplerinin çoğu için kullanılmaya başladı. Daha sonra, bağn kişisellik nitebğini daha kesin ifade eden bir başka sözcüğün eklenmesiyle bu kavramı tamamlama alışkanhğı geliştirildi: Fransız serfı için en yaygın kuUamlan adlardan biriyle ilginç bir paralellik kurulması yoluyla, bundan böyle, giderek daha bilinçb bir biçimde “bedeliyle ait olan adam” von dem J^pe Leibeigen) denilecekti. Doğal olarak, incelenmesi hiç de feodal çağın konusu olmaları bu geç tarihli Ijeibeigenschaft ile XII. ydizyıl Fransız serdiği atasında, çevre ve dönem farkbbkları birçok karşıtbğa yol aç-
ti. Hemen hemen tüm feodal çağ boyunca Alman top^ nun ayırıcı simgesi olan bu benzersiz arkaizm özelliğinin ^ rada bir kez daha karşımıza çıktığı açık bir gerçektir.
IV.İNGİLTERE: KÖYLÜLÜĞÜN DEĞİŞİMİ
XI. yüzyılın ortalarında İngiltere’deki köylü sınıfının 4, mmu, yaklaşık iki yüzytUık bir arayla da olsa, karşı çıkılaınaj bir biçimde eski Karolenj dönemin vergi denetçilerinin res. mettikleri görüntüyü anımsatmaktadır. Tabii ki, toprak sen yörlüğü örgüdenmesi daha gevşek kalıplar içindeydi ama in-sanların içinde bulundukları bağımlılık ilişkileri sistemi en azından o dönemdeki kadar karmaşıktı. Bu kaos, hiç alışbı olmayan ve Fatih Guillaume tarafından yeni krallığmın b-dastrosunu çıkarmakla görevlendirilen kıtadan gelen din adam-larmı çok sıkıntıya soktu. Genellikle Bati Fransa’dan ödünç aldıkları terminolojileri olgularla çok iyi örtüşmemekteydı.tesettür Yine de, bazı genel çizgiler açıkça ortaya çıkmaktadır. Öncelikle, bazıları ev sahibi kılınmış gerçek köleler {theows) bulunmaktaydı. Ayrıca, vergi ve hizmet yükümlüsü olan ama özgür sayılan tasarmf hakkı sahipleri vardı. Nihayet, bir koruyucun bağırrdı “teslim olanlar” söz konusuydu ki, bu koruyucunun, eğer varsa, topraklarım kendisinden alcbkları senyörleriyleat-m kişi olması hiç de zorunlu değildi.tesettür Bu insandan insana ba-ğımlılık ilişkisi, bazen, altdüzeydekinin isteği üzerine sona erebilecek kadar gevşekti. Bazen de, tam tersine, kopmaz vf kalıtsaldı. En son olarak da, özel bir adları bulunmamakla birlikte, gerçek alku sahibi köylüler vardı. Ayrıca, öncekileılf zorunlu olarak örtüşmeksizin bir arada bulunan iki başka sınıfsal ayrım ilkesinden daha söz edebiliriz; Bunlardan bifl-işletmelerin değişken büyüklüklerinden; diğeri ise, doğuş a?*' masındaki senyörlük mahkemelerinden bitine ya da ötekb'^ bağımlı olmaktan kaynaklamyordu.
Senyörlükleri ellerinde tutan kişilerin hemen hemen tümünü yenileyen Norman fethi, bu rejimi altüst etti ve basideştirdi.
Bambaşb bir sınıf ayrımına alışkın olan hukukçulara özellikle sanşçi köylüler kavramının ne denli zorluk çıkardığını görmüş olduğumuz kuzey bölgesinde, eski devletin birçok niteliği elbette varhğını sürdürmeye devam etti. Bununla birlikte, tüm ülkedeki durum, Hastings savaşından yaklaşık bir yüzyıl sonra Fran-sâ’daldne çok yakın bir hale gelmişti. Yalnızca evlerini ve tarlalarını ondan aldıklan için bir senyöre bağımlı olan tasarruf hakkı sahiplerinin karşısında, kişisel ve kalıtsal bağımlı olan ve bu nedenden ötürü de “özgürlük”ten yoksun kılınmış kabul edilen “bağlı adam” [bondmeti) ya da “doğuştan adamı”(«^7Awj niefs) sını-6nın oluştuğu görüldü. Bunlar, neredeyse değişmez nitelikte olduğunu daha önce gördüğümüz yükürnlülükler ve kısıtlamalar altında bulunuyorlardı: Dinsel tarikatlara girme ve “yardış evlilik” yapma yasağı; her ölümde en değerli menkul mala elkoyma; kelle vergisi (ancak bu sonuncusu, Almanya’nın bazı yerlerinde benzerine rastlanan bir uygulamayla, yalnızca kişi efendisinin topraklannm dışmda yaşıyorsa alınabiliyordu). Tüm bunlara, iyi gelenekleri tuhaf bir biçimde komyan ve bir eşine uzaklardaki Katalonya’da rastlanan (bu feodal toplum özünde ne kadar da birömekti!) bir yükümlülüğü de ekleyin: Serf bir kız, eğer bekâretini kaybederse, senyörüne para cezası ödüyordu. Sayılan bir zamanların kölelerinden çok daha fazla olan bu özgür-oknayan-1ar, ne yaşam tarzlan ne de düzenleyici hukuklan açısından onlara benziyorlardı. Çok anlamh bir nokta: Anglosakson dönemin Aeoidmdm farldı olarak, öldürülmeleri durumunda, aileleri sen-yörle birlikte kan bedelini paylaşıyordu. Köleye çok yabancı olan soy dayamşması, daha yakm zamanların serfi için hiç de öyledendi.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder