tesettür ve felsefi bilgi

tesettür ve felsefi bilgi

 en güzel yazıları yazan tesettür diyorki gelr, bbylece ieiıelede Mem, birfainne ba^ Bktdm ¥e hı^—fcMı öyle <*mIkIe kt bıeıl«tlan buten mtim* kabi olmaen w hepsâ beden ban ortak Boylece leİMÖe tfe listem betânne adeta eşit I göee bir sısfeeffı etmeyen bv fetsefe, fehefe advıa layA > 2tX>l 2601.
\ ee söylemi okışturabimek için dk önce Varoim eı ne ol-soruneıa yaret aranmabde bu yaratı aramak için de Varolan'aı Kar^ ^^ederderde. hvıg şanlarda, dummiarda varolduğu sorusu açddanmakde. İşte bu noktada A. karynaza çdan *İLavram' kavrarmdv. Kavramlar *varolaneı an-taaena *;• n çerçeraitıde. Ka¥famlar varolanı bdmenin temekde. Kavramlar-mar«ai bag^amda-yaratma edeıetane dayak olarak varolanlann ve ckş dun-

■kde Kavramlar düşünme alardande ve I sonradkr. Yine kavramlar düşünme alarvndade: ar^cak kültür rtes-I yaratma gücünün ürûnlen olan var olanlar baiamtfKİan da kav-r«” IÇotuksoken 2000; 25) daha be or^ekige sahiptir bu rK>k-tada teligİL *yûzydUm bekumew dayarsan kervkne ait be termesolo|fye. ken-dne ae be dbe sakvpte ve soyut kavramlarla sıedürulcn be etkinlikte Felsefe karadan ve sorsedan bu termeıolofi, bu <M tçerrsesde işlene ve sorurdaret çö-züraûnde yem araytşlar yeni terin deıin kubandmaseiı beraberinde getirir' IÛeieeı2001 4S9^,
bu noktada liaaaf ve felsefeciler feteeb so^demeı örüldüğü Vavram eı Icav-rara VI duşumunda ziven nerederv türden rm gmnei tenmlerden rm, yoksa taerfdu'i ıra ogei terenden ıra ycda çdceğeu çözümlemeye çakşırlar Bu hususta Jeira Locke 'çocuktam konuşttddan kışderden edndddcn Bkıder kişilerin »benzerler ve öEekkrter^ ICovdker 2007 223). görüşünü ilen sürerek I yola çdcnöev düşünür Onun bu göruşlen CondiUac dd Stavvırt ve du^nencu okulun uygien tarafından da payta-feezanı ise Lekmız savurne. Lckedz e göre 'çocuklar ve tu>-k db veya söz eraklen konu)ni İyi bdmeyen kışder kendde u ıçeı ömaâ terimler kuaanrrsak yerine şey, hayvan, bttkı g0b» kcdmo 2007 224). bu noktada kavramlar
ardamiarKknİmaamı kewamâarU ancak sağları kbibr^ ien garsd “çerçeve He somut varkk iegk de sadece bdgddiinnsal «spekülasyon) da önüne ge-kavrartdan oluşturmada özelden m
TÜRK ROMANINDA FELSEFİ AÇILIMLAR
genefc, genelden mi özele gittiği üzerinde başlıca birbirine ka ' vardır. Bu iki iddia karcısında çağdaş düşünürler kavram oluştur^' \ belirsizden belirliye doğru yöneldiği üzerinde fikir yürütürler. ^
'Zihin belirsizden bılirliye doğru gider Eğer belirsizi genelin eşde^, sak başta özelin ortaya çıkmadığını, ama aynı zamanda terimin mryla genelin de ortaya çıkmadığını söyleyebiliriz; en başta belirsizi* «11 Dtğer bir anlatımla algı ve bellekteki doğrudan üretim anını aştıktan^ ortaya çıkan cinse özgü görüntüdür, yani her ikisinin yapısının katıldı^ r>el ve özel arasındaki bir
Kavramın ve soyut fikrin özel görüntülere indirgendiğini ileri süren anırf ristlere göre İnsanlar fikirleri soyutlama yeteneğine sahip değildir. Insard sadece algıladığı özel şeyleri tasarımlar, birleştirir ve değişik biçimlerde bolnj yetisine sahip olur. Fakat insan bu üzerinde değişimler yaptığı özel şeylen^ soyut fikrini tasarlayamaz. Buna benzer bir tarzda *ne yavaş, ne hızlı, ne r>e de duz olmayan bir hareketin soyut bir fikrini oluşturmak' rtaksızdır ve 'ne olurlarsa olsunlar genel tüm soyut fikirler için aynı şey söyie«\ nebilir (Berkeley 2007: 225). Soyut ve genel fikir olan 'kavram'ın hiçbir gorun-^ tüyle özdeşleşmediğini kavrayan ampiristler bir kavramın genelini oluşturan şeydin, kavramı belirtenin 'sözcük' olduğunu düşünürler. Ampiristlere göre tasanm bireyin duyusal bir taslağıdır oysa soyut fikir ise tam olarak net ve belirlenmiştir. Bu noktada oluşturulan soyut fikir ise tasarımdan tamamen farklı bir edimdir. Soyut fıkır olan kavram bütün bir türün soyut ortak öze ığı ne uyan rtet ve belirli olandır. Zihinsel olarak duyulan ve dile dökülen ır ur sır^f adının da başlıca iki özelliği vardır. Bunlardan biri, soyut fikir olan kavrarn algılarKİtğı veya tasarımlar>dığı anda, insanda bir sınıfa ait örneği az veya ço kesin duyusal tasanm uyandırır. Diğeri ise insan bir sınıfa ait bir örneği algıladığı veya tasarımladığı andan itibaren bu örneği tasarımlar ve dile getirmeye çalışır. Böylece 'şeylerin soyut özelliklerini soyut fikirleri' 'olan soyut adlar aracıttğryfa* düşünür ve fikirlerin "oluşumu ikameler olan adların oluşumundan başka bir şey" olmaz. (Taine 2007. 227) Ampıristlerin 'kavram' üzerine bu nomınalist tezlerine karşı çıkan bir kısım psikologlar ise düşüncenin tüm man-tığırvı görüntünün dışında olduğunu iddia ederler Onlar bu noktada görüntü-suz bir duşurKenin bulunduğunu, bilinçsel durumdaki görüntünün rolünün zanr^cdıkJığınden daha az olduğunun yadsınamaz bir gerçek olarak kabul edtfmesl gerektiğini düşünürler Bahsi geçen psikologlara göre Taıne'nın de içinde bulunduğu ampiristler zihnin yaşamdaki görüntülerin önemim biraz fâzta abartmışUrdır. çünkü "gündelik yaşamda çağrıştırılan görüntüyü asan duşuncelefe surekü sahip olunduğu' görülürken "gözlemler ise serbest ıde^ tırme içinde çağrıştırılan görüntülerin, eşlik ettikleri düşünceyle hîçbif bıcı^ bırkkte varoknadıklanm göstermiştir" (Bmet 2007; 228) Bu durum da tünün ötesifKİe düşünme ediminin mümkün olduğunu ısp^ ^dır^^
Sovut fikir oim lıavram' ister mçtmxkfw\ dcfta ettiği gt» görûmusel du-şûTKe oUrak liibul edıisNV isterse bv tasım psUcotogUnn duşûnduğy gti gö-runtunun ötesinde olduğu duşunülsûa lumm adı vcNen soyul 9khn, bu çeşit bv zihinsel edimin vısanlığm Hk donemlennde olmadığı gdnâm Insanlh ğm İk döneminde kavramlar, sonradan görüldüğü gibi "dönüşümlü duşurKe-nin değerli alederl ve kazanılan bigdeh kaydetmek ve onan yeniefinı kazanmak üzere kullanmak İçin önemli mantıksal bv araç" değidb (levy İruN 2007 230) Bu fKiktada insanlığvı Hk donemmm soyut uslanmalara karşı olduğu görukjr.
"tikel kala yapısnda gsermei deneyim le mantıksal uygulama aym düzey derir gizemsel deneyimin daha fazli cinasa da ce azndan <İğen kadar otortee ve değen vardr ve çatışma dıvumunda çoğu zaman geemsel deneyim baskm gkar Değeri gft» butunu ıpnde ela aknan nsan dmeyrılert nin parçasıdır. Ama aynı zamanda geleneksel zİMnsel cğümicn ve gizemsel deneyene dan nançlan ddayvıyU fiziael darak luçbir yeyvı atanaksı d-madığvH, yani doğaüstü guçienn her zaman yeylenn oğlan gKkşme müdahale ettiğini bu gelişi engeivdiğini veya onun yonunu değışfdığmı kabul etmektedırier' (Levy-Bruhl 2007 230).
Ik insanlardaki kavramlara olan bu yaklaşvnm bv benzeri çocuklarda görülür Pıagefe göre çocukta kavram iyi belirtervnemiştîr Bu noktada "çocuksal kavramlann bv sentezin değil bv yan yana getinnenin üninü olması dguyia. görünürdeki bûtünlüklen bağdaştrmacıkğm faridı unsurlara verdiği bütünlüktür, daha doğrusu mantıksal bir uslamlamaya çıkış noktası olarak hizmet vermeyen öznel bv bütünlüktür. Bunun kanıtı şudur ki" 'çocuklar kavramlarını uygulamaya başiadıklan andan itibaren çok addı bir şekilde çekşldere dıiş-mektedvlef' (Pıaget 2007-a: 231). Bu hususta çocuksal kavramlar çok az yakn-lık göstermektedv. Hklbukı kavramlar bekrtervnişlîk özeBiğî taşviar Her kavram İMİeşke terin ve heterojen bıleşkelenn devasa bv sayısıyla bekrtenmıştv Ama aşm beiıienmtşlîğt, bu beürtendmrşkkten ve kanşıkiiğı karmaşıklıktan ayvan şey aşvı belıriendmtşiık konusunda bu faktörler arasında hıçbV hiyerarşinin veya hıçbv gerçek bvteşimvı oknayışviv" (Piaget 2007-a: 232). Kavram her turki deOşvnın olarsağvv sağlayan, anlamı taşıyan terrıel yapı kımliğinde-dv 0de geçmeyen. dHsedeşmeyen kavramlar çerçeveler ozneldv hatta bulanık" bekrsizdir fÇotuksoken 2000. 28) Kavramlann nesnel oiabdmesı ve bula-mkkktan sıyrdıp net oUbâmesı ıçm mutlaka dtsel olması gerekmektedir Ddkı kavram ve düşünme He Üşkısim en net bıçvnde ortaya koyan Ferdtnand de Saussure dv O dik bir göstergeler sistemi olarak ortaya koyup göstergenin de gösteren ve gösterilenden oluştuğunu bunlann bvbvmden aynknaz parçalar [ okluğunu betvtv Bu noktada "gösterilen kavram, gösteren ise bir işitim ımge-Bu anU)vşta. düşünme ve dİ dişkısı gösterilen ve gösterenden oluşan l^ge araakğıyla yeniden kurulmuş ya da betımlenmişiv* (Çotuksoken i) Bu hususta kavramlar, nesnel, net ve duru olma ve iletilme bakı-f bukmandv Bu nedenle kavramı tanımlarken bu dide olan ba
TÜRK ROMANINDA FELSEFİ AÇILIMLAR
lantısı mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Bu noktada ka rin ya da olayların ortak özelliklerini kaplayan ve bir ortak ad aU genel tasarım; tek bir nesnenin (bireysel kavram) ya da bir nesnelt'*^
(genel kavram) özünü belirleyen, birbirleriyle bağlantılı niteliklerin y belirtilerin (özelliklerin) bir sözcükte düşünülmüş olan biçimi' (ÇotukJîİ 20CX): 29) olarak tanımlanabilir. Kavramların bu belirlenilmişlık yönlenn^^ olarak eylemler ise genelliğin belirsiz duygusunu içerirler. Bergson'a^ belirsiz duygu ile kavram arasında uzun bir mesafe vardır. Bu mesafeyi ^ mak 'genelleştirmek için bezerlikleri soyutlamak gerekir ama faydalı bw 1 çimde benzerliği ortaya çıkarmak için önceden genelleştirmeyi bilmek' get^ l İldir (Piaget 2007-a: 234). Çünkü genelleştirmek beraberinde belirliliği ort^ çıkarır. Bu noktada "zihnin belirsiz bir duygudan genelliğin net bıhrKine^ belirsiz ve karanlık fikrinden açık ve belirgin fikre geçmesini sağlayan işleml«n genellik adı verilebilir. Genelleştirmek belirlemek demektir ve belirlemek so-'l yutun oluşturucu ilişkisini keşfetmektir* (Burloud 2007:235). Bu hususta gemi | hkir belirlenmiş düşüncedir. Kavram belirlenmiş olduğu sürece akıl yurutm^ üzerinde taşır. Goblofa göre kavramın üzerinde akıl yürütmenin sınırsız olabilirliği vardır; çünkü 'bir adın anlamı rastlantı olarak birikmiş görüntü «in | bir malzerr>esi olmayıp toplanan ve biriktirilen bir bilgi* (Goblot 2007.
durufTKİddır.
'Bir sözcün anlamı kuşkusuz, sesli ve grafik imle bağımlı ve o im
çağnştırıiabilir fikirlerden oluşmuştur Bir sözcüğün anlamı konusun a ya düşülebilir; oysa muhakemenin olmadığı yerde hat» yoktur, Çağ ış m hâ-iâ adlar ve görüntüler arasındaki yakınlığı açıklayabilir/ l aa-ıUa.
lamlarına yanıt veen görüntülerle, yanıt vermeyenler arasın a ı ar ı ç yamaz' (Goblot 2007 236).
Wittgenstein ise Tractatus'ta 'adların nesnelere önermenin bağlantılarıyla bağlar>dığı, yani anlamı temsil eden yapı bağlamında adın nesneyi temsil eniği' goruşüPKİedir (Sezgin 2001; 466) Burada önerme iki kutuplu bir yapı arz eder Bu rvoktada bir önerme anlaşılabilinıyorsa onun resmi gerçeklikte nasd tutulacağı 'gerçeklikle nasıl bir karşılaştırma yöntemi içinde ona doğru veya yanlış' (Sezgin 2001 466) denilebileceği de bilinir Böylece 'doğruluk ve yanlışlığın önermenin anlam yapısı dışında olmadığı, önermenin anlam yapı-stnm ve onu gerçeklikle karşılaştırma, doğruluğunu araştırma* (Sezgin 2001 466) yöntemi mantıksal olarak birbirini gerektiren ortak bir yapısının old gofulur
Kavramı t>eiırli olan olarak tanımlayan felsefeci ve filozoflar tammUdığı gibi değişken’ ve akışkan' kavramlar kabul etmezler akışkan kavramlar, Bergson ve Bergson'un felsefî ekolunu ızlev feficfedler tarafırKİan yaşamın hesaba katılması noktasında^**07of
nuanslı kavram yerine tek ve çok yalın çok yo^un bir kavramın geçmesi soz kOTHisu de^ıkkr. ne kadar nuanslı olurlarsa olsunlar, kavram oldukları surece, kavramlar sert şeylerden, durumlardan başka bir şey değildir^ (Benda 2007: 23B) Benzer şekilde Platon da Herakleitos un şeylerin sürekli hareketliliği ve aiumı düşüncesi karşısırnia "bilginin mümkün olması için gerekli olan kavra nabılır özlerin sürekliliği kavramını* savunarak (Cuvıllıer 2007: 239) 'özlerin, filarler olduğunu ilen sürer. Bu fikirler "duyarlı şeylerden çıkarılmış basit kavramlar değildir; Kavramlarımızın onların sadece yaklaşık ifadeleri olduğu gerçekler olan biçimler veya özlerdir" (Cuvıllıer 2007: 239) Sokrates de bir nesneye yönelen adların çokluğu karşısında insanın aldanmaması gerektiğini duşu rHjr. Bu tur isimlen oluşturanlar her şeyin sürekli bir devinim ve akış içinde okkfklannı savunurlar. Sokrates'e göre bu yanlıştır. Aslında tüm bu adlar kendi ıçHide değü sürekli bir akımın içinde olduklarından var olarak görünmektedir üstelik sürekli değişen şey kimse tarafından bilin(e)mez; çünkü kendini ortaya koyduğu artdan itibaren bilinecek nesne başka bir tur haline gelir Artık onun ne olduğu ve nasıl olduğu bilinmez durumdadır.
"Eğer her şey şekil değiştiriyor ve hiçbir şey aynı kalmıyorsa bir bilginin varlı-ğvKİan bile şüphe etmek olanaksızdır. Şunu demek istiyorum Bilgi bilgi ol mayı bırakmamaktadır, o halde bilgi sürekli varolmaktadır ve gerçekten bıl-g^. ama eğer bilginin özu de değişiyorsa o halde bilgi özünü değiştirir ve mvk bügi kalmaz ve eğer sürekli değişiyorsa hiçbir zaman bilgi olamaz ve sonuçta r>e bMinecek rvesne, ne de bilen özne kalmaz* (Platon 2007:241).
Bu ifadelerde Platon’un, Sokrates'in Sofistler karşısındaki akıl yürütmelerine dayanarak kavramları sabitlemeye çalıştığı görülür.
Bizim burada ve çalışmaianmız ilerleyen bölümünde felsefi söylemin en önemli özeBikleririden biri olarak bir düşünme ve dile getirme yöntemi olarak belfrtrrreye çalıştığımız 'akıl yürütme' kavramı John Locke'nin İnsanın Anlama Yetisi Üzenrse Bir Deneme adlı çalışmasında ortaya koyduğu bir edimdir Locke, inanç ile akd arasındaki ölçü ve sınırlarının olmayışının, birbirlerinin snfnna rrHiddhale etmesini dünyada büyük karışıklıkları ortaya çıkardığını, biıyuk tartışmalar yarattığı ve hatalara neden olduğunu ortaya çıkardığını duşı^ür. Locke'ye göre insanın nereye kadar aklı nereye kadar inana takıp ettiği meselesi çözıdmesi gereken en önemli problemlerin başında gelmekte-dr. İşte bu rx>ktada 'akıl yürütmeler' inancın sınırlarına müdahale etmeden akim sınırları içirxfe metafizik soru(n)lara çözüm yolları geliştiren felsefi bir çabadır Bu durumuyla akıl yürütme "inançtan belirginliğine göre, zihnin doğal yetileriyle, yem duyum ve düşünüm yoluyla edindiği fikirlerden yaptığı pkarımiarla ulaştığı önerme ve doğruların kesinlik ya da olasılıklarının bulun-mau^dtr (Locke 2010: 742)
Bu noktada felsefi bir tavır olarak akıl yürütmeleri, kavramlann netleşmesi ve sabftleşrrsesınde ör>emli bir rol oynar Bu şekilde akıl yürutmelen sonucu kavramUrt anlam yonür>den sabitleştirdikten sonra bir diğer çözuln^esi gere-tesettür sundu.

tesettür : tesettür

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder