tesettür ve felsefi bilgisi
en güzel biglileri yazan tesettür diyorki 245). Tümellerin bir diğer önemi ise evrenselliğe açık olmalarıdır. Bu evrene lik ve genellik aynı zamanda bir felsefî söylemin de en önemli özellikleri ^ sındadır Anlık bireylerin ortak benzerliğini daha doğrusu varlıkların ve nesneleriny? pisini kavrar ve bu benzerliği soyutlama aracılığıyla kavrar. Madde ve b*^ ona karışmış olarak sunulur ama anlık ya maddeyi biçimin soyutlanması da biçimi maddenin soyutlanması olarak görülebilir. Oysa, bilginin bireys* likle yani duyumlanabilir ile başlaması gibi, her zaman kökeninden ir şeyle ı ri korur ve tasarımdan vazgeçemez. Bu soyutlama çabasının sonucu evren selliktir. Entelektüel işlemimizin sonunda oluştuğuna göre °diğer taraftan artık bir sözcük de olmayıp bir söylemdir. O ha çeşitli nesneleri belirtebilir oldukları sürece sözcükledir" (Gilson 2
Ortaçağ felsefesinin tümellerine karşılık olarak Descartes sayılar ve lerin de düşünceye dayandığından hareketle tümellerin dışında yalın yapı n'ın tanınmasını sağlayan 'açık ve ayrık fıkirler'in olduğunu Descartes'e göre "cisimler dünyasında alan, şekil, hareket ve ^
düşünce gibi varolan her şey bu yalın yapıların birleşmiş şe ı ı ( uvı 2007; 245). Descartes bu düşünceleriyle Ortaçağ Skolâstiğinden oldukça îarKlı bir gerçekliğe yaklaşmaktadır. Descartes yalın şeylerden edinilen kavramları diğer kavramlardan ayırırken hangi kavramların kesinlikle bilinebilir olduğunu ortaya koymaya çalışır. Bu kavramları tanımlarken ilk olarak onlardan "sanki gerçekten varlarmış gibi söz" etmenin dışında bilgiyle ilişkili olarak her biri ozetlikle ele alınmalıdır" İkinci olarak insanların anlığına göre "yalın olarak adtar>dirılan şeylerin saf olarak entelektüel veya saf olarak maddesel veya ortak olduğu" kabul edilmelidir. Üçüncü olarak da "yalın yapıların hepsinin kendiliklerinden bilindiğini ve yanlış hiçbir şey içermedikleri" düşünülmelidir (Descartes 2007: 246). Branche, Descartes'in bu fikirlerini bir adım daha ileriye götürerek genel fikirlerin onsuzluk düşüncesine bir katılım olduğunu ileri sürer Branche'e göre zihin gibi "tikel bir varlığın tum değişimi ancak özel I bilir Fikirlerin içinde bulunan genelliğe hiçbir zaman ulaşamaz" m 2007 248). Branche özellikle de duyguların zihinleri aydınlatan fılriri görülmemesi gerektiğini ileri sürer olarak
şımlennin karanlıklarda kaybolmaktan başka bir şey yapamaz" (Branche 2007 248).
Branche burada gerçeklik düzleminde yaşamak için fikirlere olan güvenini dile getmrken Maritain de benzer bir şekilde kavramsı düşünceyi savunur Fakat Maritain soyut fikirlerin insanları 'varolan'ın 'öz'üne ulaştırmada yeterli olmadığını düşünür. Marıtain'e göre soyutlama şeylerin özünü ve Varolan ın ontolojik yapısını ortaya koy(a)maz. Soyutlama insanı "duyusal ve maddesel varoluş duzlemirKİen düşünce nesneleri düzlemine geçirmesi olgusuyla, kavranabilir varlığın veya şeylerin olduğu şeyin İçine sokar, ama soyutlama öncelikle bu kavranabilir varlığın en sıradan ve en yoksul yönlerine ulaşır" (Maritain 2007: 250). Soyutlama insana Varolan'ın içindeki kavranabilir yanları gösterir İnsana da ancak 'eksik biçime göre ve sadece soyutlamayı onaya çıkaran özel-Hkler sayesir>de, şeylerin özüne yani kavranabilir varlıklarını oluşturan ve diğer ozellıkierinin nedenini veren işaretlere, ancak emeğin gücüyle' varabilir (Maritain 2007: 250). Yoksa uçsuz bucaksız bir alanda, tümevarım bilimlerinin alanırKİa insan öz'lere var(a)maz ve uygun eşdeğerlerle, yerini tutabilecek olan şeylerle yetinmek zorunda kalır.
Kavramı, çoklukta ortak alan şey, 'saf ve gerçek özü içinde ele alınan tikel varlık' olarak tanımlayan Chevalier, kavramla özü bütünleştirmeye çalışırken aynı zamarKİa fikir ile kavramı da birbirinden ayırır. Chevalier'e göre "şematikleştirilmiş, yoksullaştırılmış bir artık olan ve böylece çok daha fazla kullanışlı olan ama aynı zamanda görüntüsünün sadece ikamesi olduğu gerçekten çok daha uzak olan görüntü üzerinde çalışarak, kavram gitgide gelişen soyutlamalar ve genelleştirmeler yoluyla ilerler ve soyutluklar veya olabilirlikler veya gerçeğin sembolleri olup gerçeğin kendi olmayan yasalara, türlere ve cinslere ulaşır" (Chevalier 2007: 251). Bu noktada kavramlar gerçeğin bir bölümünü yansıttılar ve bir bölüme ait oldukları için "zihnin belirli davranışına ve belirli bir görüş açısırta bağlıdır ve bu anlamda' (Chevalier 2007: 251) insan tarafından kısrrten insana bağlı olarak oluşturulmuştur. Buna karşı fikir ise kavram gibi 'gerçeğin bir soyutlaması olmayıp, gerçeğin kendisine tutulan bir şeydir; gerçeğe bağımlı olduğundan fikir gücümüzün içinde değildir; kısmi bir görüş değildir, nesnenin tam bir görüşüdür veya bu görüş olmaya yönelmektedir. Kısaca bireyin gerçek fikrinin evrensel bir değeri vardır" (Chevalier 2007: 251). Bu rıoktada fikir, gerçeklik düzlemiyle ilişki kurduğundan soyut olandan kendini ^yiTir.
"Kavram insan zihnine gereklidir, çünkü insan zihni saf zihin değildir ve sadece saf zihin saf fikirler veya kavramsız, söylemsiz sezgiler edinebilir. Ama kavram zihne yeterli değildir. Ve işte bu sebepten eğer fikir kavrama indirgenirse sadece tum insansa! bilginin kavramlarla oluştuğu değil aynı zamanda bu bilginin kavramlarda durduğu onaylanırsa mutlak olarak insanın sonsuzluğun brlgısine sahip olabileceği yadsınmak ve bunun sonucu uzamın olduğu gibt öoğsi hukukun bilgisi de mümkün olmamalıdır" (Chevalier 2007:251).
TÜRK ROMANINDA FELSEFİ AÇILIMLAR
İşte bu noktada felsefe "en geniş ve en genel anlam kavram yapılarına" göre tanımlayan bir bilgi alanıdır (DurnezilT^^' V fe elden geldiğince nesnel bir tavırda, kavramları çözümler larını belirtir, onların yer aldığı çok değişik söz bağlamlarının larını göz önüne serer. İşte bütün bunlar felsefî temellendirmerîr'^ ^ gelen görevleri arasında yer alır. Bu noktada "öznitelikleri böylece kavramları aydınlatan, çözümleyen, anlamlarını belirlemeye çalışar^f^L^ dolayısıyla kavramın kendisini, kavram kavramını çözümleyecek ince^^^ olan da felsefenin kendisi olacaktır" (Çotuksöken 2000: 29). Felsefî en önemli hareket noktası kavramlarından biri olan 'varolan' dış duny düşünmede ve dilde olmak üzere üç alanda bulunur: "Düşünme ve dil birlikte varlık kazanmaktadır; düşünmede varolanlar (kavramlar, tasarın# ideler, imgeler).dile döküldüğü, dile getirildikleri takdirde, başka insanu 1 etkileyen-etkileyebilme niteliğini içinde taşıyan-bir varolan olarak artık VsA | başınaymış gibi belirirler" (Çotuksöken 2000: 30). Bu noktada fesefı olarak w üç alanda bulunan Varolan' kavramının altına şunlar girer. \
"Genel olarak 'somut nesneler'!, bir yandan 'fiziksel' ve 'zihinsel, .
'uzun sureli' ve 'kısa süreli' nesnelere ayırabiliriz. 'Uzun 1
lere 'tözler' (substances), 'kısa süreli' somut nesnelere de oay Bf vasantı 1 diyebiliri. O zaman 'cisimler'! 'fiziksel tözler, 'kişiler'i zihinsel töz er, lar'ı (yani kişilerin tek tek bilinç içeriklerini) de zihinsel olaylar ^
rulmak mümkündür. Yaşantılar, duyu verileri (izlenimler, a çı sormâ
imgeler ve zihin ak'larından (düşünme akt'ları, yargıama ^ ■
akt-lar, isteme akflan v b.) ibarettir. Görüldüğü gibi sorou '
bir şekilde cisimler', 'kişiler', 'firiksel olaylar' ve yaşantılar olmak üzere dört sınıfa ayırabiliriz" (Grunberg 2005; 82).
Dış dünyada varolanlar 'özne'nin düşünme ediminden ve bilgi nesnesi olarak zihinsele henüz dâhil olmamıştır. Bu çeşit varolanlar "kendi başına varolan düşünen varlıktan bağımsız olarak var. Ama bu bağlamda o, sadece bir varlık olarak var; bir nesne olarak var değil; bir düşünmenin (bilincin, öznenin) konusu olarak var değil. Kendi başına varolanın bilgisel varlık (bilgiye konu olabilecek varlık) diğer bir deyişle nesne ya da konu olabilmesi için ne türden olursa olsun bir düşünme edimiyle karşılaşması* gereklidir (Çotuksöken 2000; 31). İşte bu İfadelerde tanımlanan varlık Sartre'în 'ne ise o' olan kendinde varlık'ıdır. Bu çeşit bir varolan' kendinde varlık' "değerlerin kendisi söz konusu olduğunda tinsel çerçevede değerlerin ahlâkî, estetik ve dinsel denen uç buyuk öbeğin"den tamamen bağımsızdır. (Bochenskı 2005 65). Bu 'varlık' henüz ne düşüncenin nesnesi olmuş ne de bilinç tarafından d İ ve ditin taşıdığı tarihsel, kültürel ve toplumsal, değer yargıları ve ani * kurgulanmıştır. Bu noktada "değerler nesne birbirine çok sıkı bir sekıiH dır" (Baudrillard 2005-a: 23) Çünkü 'varolan'ın özneye göre anla kurgulanması kültürel toplumsal ve tarihse! değer yargıları aracılın ^ leşır Pek tabtı ki burada bahsi geçen değer "toplumi^^ 9«rçek
İUM adk yeıab ba^losısı fkx|uenfin İe yUkanda bahsedilen %en-droe-^arkâ e» #sMenr» konu edn fiubnb bir edebi tur olarak romarm tur ^«rrt <at€*er%eden bu fehcd söyiefnı ve sistemi başank bu şekilde tem oiarM -sasU oieyetaiece^n gdsleren oneıırfl fehHt romanlardan buıdlr ku-^•arm bas&anncnda romanuı başkışsı Rogueniin de her irtsan qtn önceden ^ajTf s*xxAi df «e bu diir» taşıckğı kulturei tartöei topkumai de^ yargılan ve aniapdarta yilMıi bu dıuvyuya kdabknıştu İşte bu nedenle de Roguentınln ^ep^ ^erceüâ duzwmryle hem de bu düzlemdeki Varkkla flışkisi Varoluş trsniir sar^rtudur Çünkü Roduentin gerçekkk dûzlemındekj VarMu dN ve lüu' taşrtfc> ae^ ırugduı ve anlamlardan kurtarıp Sartre m işaret ettı^ gibi kuuinde vartk alarak aâgdaiya'roaz. yem bu varkk atanma açıKa)maz. Aynca RoouMvı yine yuşanusuıda ıçkuı olarak vardan aşku>-transandantal kabuMea de^eHe*! lenoifiefioiofiı bu rndegemeye tabi tutup, askrya-paranteze alma* Jığuıdv^ Sartre r> Vvokış a agk ofam kendi iqn varkk konumuiKİa değildir Sl loktada *%ıs5etf kmornerıoloyisnn fenomenoloyic irKİırgefne ilkesinden etkdenm Sartre g^uvMk Kayacta bu an olsun Roguentin'in kendir>de varkk ı ieşieemesi «e kendi ıpn varkk okna konumuna yükseltmek için transandarv af bu deneyuu dan tudaruı” nobederuıe maruz buaku. Roguentın bu rvibet-lerde ■adı kargamda dİ ve dân taşıdığı butun tarihsel, kültürel ve top* Sansal değer yargâın ve anfafdardan kenckni kurtarır Bu ise bir nevi
öf* kibijBrri dlgulv»ı kmdiennde temeiendkmeyı t Hedeggerln %uommotoyk kıdkçeme vr paranteze akıdınn-r kU yeyl yaaklackğ »unç. nançknifi ve değer sorunlanrvn I gerektğı vına)^ bah« konusudur Bugün 1 şeyietm kendiervte odaklanma strateysı tse OdabuBenmır» geççi bu sûre askıya aknması olarak i onkabuSenmtzı çok daha açd bu şekilde ıbiebukuıabdr'^KeameyZOKHı 301) tesettür sundu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder