tesettür ve felsefi bilgiler
en güzel yazıları yazan tesettür diyorki sadece belirli şekiller altında görmemize zorlar; öyle ki m oturulacak bir yeri, normal olarak, üzerinde oturulması gerelT^ da düşünemeyiz, öte yandan biz onu sadece bir obje olarakhangi bir isim, bir diğeri kadar iyi veya kötüdür. Böyle bir tutum neticenin normal kanunlarını bir kenara koymamıza imkân verir tında, tecrübenin gerçeklerden ziyade kafanın tecrübeye empoze ett\^^^luklardır. Bunun neticesidir ki, Roguentin, her şeyin mümkün olabil^ söyler. Bir sivilce bir göze veya kırmızı bir paçavra, canlı bir et parçası istihale" (Lass 1995; 310) edebilir. Roguentin'in gerçeklik düzlemindeki lan bu tür algısı 'bulantı' nöbetlerinin bir deneyim olarak 'varolan' uzerind^^ ve dilin üzerinde taşıdığı kültürel, tarihsel, toplumsal değer yargıları, an\ar[\\^ ve transandantal kabulleri paranteze alması, fenomenolojik indirgemeye tutmasıdır.
Sartre'ın kendinde varlık'ı gerçeklik düzleminin içkin olan varolan ı de^ dir. Gerçeklik düzlemindeki 'varolan' dil ve dilin taşıdığı kültürel, tan se toplumsal değer yargıları ve anlamlarla kurulmuş bir varolandır, u insan dili öğrendiği zaman dilin üzerinde taşıdığı bütün bu anlamları da öğrenmiş olur. Böylece ona hem hazır olan dil ve ı değer yargıları ve anlamlar hem de
anlamlar hem de gerçeklik düzleminin 'varolan'ı kendini sAİtıir 0^1*^^ f^oktada Sartre'ın varoluşa açık olan 'kendi için varlık'ı,
kilitli ?^tmek için Husserl'in işaret ettiği gibi dil ve dilin taşıdığı
re, arıhsel ve toplumsal, aşkınsal-transandantal değer yargıları ve anlamların, paranteze alması, indirgemesi gerekir.
Fenomen, bizim bilgi eleştirisinde boyun eğmemiz gereken yasaya, her turlu aşkın olanla ilgili epokhe yasasına bağlıdır. Kişi olarak, dünyadaki şey olarak en ve bu kişinin yaşantısı olarak yaşantı-tümüyle belirsiz de olsa nesnel zaman i^e yerleştirilmiştir. Bunların hepsi aşkındır ve bilgikuramsal açıdan snrdır. Ilkın bizim fenomenolojik indirgeme olarak adlandırmak
lüğünü hem de varoluşunu gerçekleştirmiş olur. Çür^kü u
tr nöbetlerinde hem içkin alanda transandantal değerleT^ç?^^^^''^V olan ‘kendinde varlık'ı algılar, hem bu varlık alanındaki istediği gibi 'kurulmuş' bir aşkmiık olmayıp tasarımlayan H^^'N Varolan'ı tasarımlayan bu özne 'kendinde varlık'ı düşünmen^'^"^
yaparak özgür bir halde salt kendi varoluşlarını ortadan kaldırmav^^ Nesne durumu 'konu oluş' bir düşünme edimiyle karşılaşan varolan
duruma geli
konusudur, öyleyse varolanlar kendi başına var, ama düşünmenin v yani nesne oluşlarıyla onların 'salt kendi başına oluşları da' ortadan işte bu bağlamda bilgisel etkinliğin konusu olabilme durumundaVv şey de salt kendi başına varolan bir şey değildir artık. Salt kendi varolma, bulanık, belirsiz bir varoluştur; düşünmeyle karşılaştığı an keT\vn,V varolan artık salt kendi başına varoloşunu yitiriyor; bulanıklığı ortadan yor belirginleşiyor" (Çotuksoken 2000: 31).
Bu noktada artık dış dünyayı tasarımlayan özne tarafından algılanan hangi bir 'varolan', aslında 'kendinde varlık' itibarıyla 'varolan deği, kurulan bir 'varolan'dır. İşte bu hususta doğada fiziksel olarak bulunan ^\\ dinde varlık' bir düşünme edimiyle karşılaştığında bilinç tarafından yeni kurulur. Doğada özü itibarıyla bulanık olarak bulunan, hiçbir anlam * ^ ^ ^ meyen "kendinde varlık"ın bu tür düşünme etkinliğiyle yeniden anlamlandı-nlması, 'varoluş' içine girmesi ilk varoluştur. İkinci varoluş ise bilinçte kuru an ^ bu 'varolan ın malzemesi dil olan bir romanın içine girmesidir, çün u ı ır^ ej algılanırken 'varedılen' varolan, malzemesi dil olan romanın içinde üretilir, yeniden kurulmuş olur. Bu noktada malzemesi dil olan eserlerde bulunan 'varolanlar', doğada bulunan bulanık 'varolan' birinci, algılanarak bilinçte kurulan 'varolan'ın ikinci derecede bir aktarımı değil, başlı başına yeniden bir 'varoluş' durumudur. İşte bu bilgiler ışığında felsefi olarak düşünülecek olunursa, genelde edebî, özelde ise romandaki hem bilinç hem de dille 'varolanlar', ne doğada fiziksel olarak bulunan 'varolanlar', ne de gerçeklik düzlemindeki algılama ile kurulmuş 'varolon'lardır. Bu varolanların da bir yan-sımatan ve aktarılmaları da değildir. Genelde edebiyatta, özelde ise romanda bulunan 'varolanlar', dil aracılığıyla yeniden oraya çıkan 'varoluşlar'dır, *yani gerçekliğin fiilen bireysel özne tarafından düzenlenen ve deneyımlenen halı* dır- (Eagleton 2004.84). Hiç kuşkusuz butun bu 'varoluşlar ın temelinde felsefenin varolan'dan hareket etme yönteminde vurgu yaptığı ve üze d I durduğu varolan' mevcuttur Bu noktada roman da felsefî olar k n ^ varolan a rasyonel bir halde yönelimi ve algılamasını vancı».^ Descartes in
yansıtan bir edebi tur
rasyonel olar^ ortaya çıkmıştır
t)e*cartes'ın büyüklüğü öncelikle yönteminden hiçbir etmemekteki kararlılığından gelir Yöntem Üzerine düaiyorTİar adlı eserleri, hakikatin araştırılr-
duşun» çg<«nt»ndgn aAank hma bu grltfidciv) kopirj* bbş~
mm daKa mUbammel m lamanuşıU hwyıd hv muit oian aaraymun «f tjya^ıkmaMndalıuyukpa^ıahiplr llomeFi, bu beeycı w ywd»ıp yöndbeı en etaâıa yw»«an edebn^ bipmdb Kminmltn dncdu cdtbıyil bıçvu-Wn 9akfickMİ pracı^ uşgunkj^ KaAdkatm tn Itmcf ölçıılu sayddlan ıçâı bulunckıldan hulturun gmi c^iMnı fansibyorlardr fWaR 2007 14)
Bu escf1«dek) (M. kUstk anUmda tıabul «İkiı$ gâ» doğada buiarak oiarak bulunan v«ya daha sonra bıbnçte kurulan Varolan'ı sadece aktarmakla kal* maz. yansıtmaz yeniden varedcr Felsefi olarak düşünme, dtf ve varolan ara^ smda bu İlşkmin tem olarak işlendiği felsefi roman Gabnel Garoa Marquezln Yûzydbk Yalnolıktır Bu romanda duşüiKe. dİ ve varolan arasırMİakı ikşlulenn tem olarak işlenmesi Yûzydbk Yalnızbk'ı felsefi roman korHxmjru yûkscftmış«ir Romaryla Macondo kdyııryiekı garip bir salgvieı *orada yaşayanların beneklerini beM nrteMüennı kaybetmelertrve'’ neden olduğu görülür rSchacter 2010* ISI. Köyde yaşayan herkes örKe andarvv. sonra Varolan'm adlanm ve ne işe yaradtkiannı daha sonra ise diğer insanlarm kim olduğuna dair bigdertni onu* tur SocHjnda ise köyde yaşayanlar *keodl vaHıUanna dair* farkmdaltkiarvv da yfbnrier (Schacter 2010: 15). Bu esnada Varolan'vı adUrvKİan kurtuidulüan anda her zaman kulandan eşyalarv) hem ortadan kaybolduğu hem de bkbin-ne gudiği görülür. Buthj fark eden bir gümüşçü evmdekı her şeyin uzenne ebketier yapıştırmaya başlar Bunu gören Jose Arcadk) Buendia köydeki her şeyi etiketlemeye başlar.
TUyvvdv ve bekicr nımteııdı mk keçi, domuz, tavuk manyok, katadyunv muz. Belek kaşbma dair sonsuz »mmJkn değerlencknHıen. vaş yavaş, şeylefin uzerlenndekı yazlardan tanmacağmı ancak IdmseniFi on-lwvı ne 4e yaradığn hacvtamayacağı be günün getebdecegmı fark etH Ondan sonra eritederde daha net iadeler kuBanmaya başladı Bu eşektir Sür üretmesi ıpn her sabah sağiması gerekir ve şutun sudu kahve yapmak uRfe kahveyle kanşhrdabimesı için kaynaldması gerelor* (Schacter 2010 I».
Bu tur bir etiketleme faabyettntn sornmun çekmeyeceğini ve hayatm bk eokedemeden ibaret oUcağmdan endişe duyan BuerKBa, köyMerin beleğini kurtarmak için herkesin hayab boyuiKa binkürdığı bütün •detieyımienn ve bdgdennm yazık kayıdannı depolayacak be bellek makmeu gekştirmeye çak-şe Maluneye yüklemek için on dürt bei madde" hazırlanır (Schacter 2010* 1B|. Bu çözüm de mevcut durumu düzeltmez Sonunda Buendia. eski dostunun verdiği be Baç sayeseıde bu haslakktao kumdur ve hafızası tamamen gen 9^
Marguez'eı Yüzydkk Yalnakk'ın yukarıda özetlenen bahsi geçen bökımun* dt beleğeı oknackğı be dünyaneı kaosa surukicndığeıi açıkça göstere Bo-manda beieğm olmadığı bir dünyada >aien arkadaşlann ve ade uyefennin bie beer yebarKiya dönüştüğü be dünyeyç sembokk ıletışan teçımterinin iş
nmt;^ ^ '^^''o/an/ard/r^ (Çotuksöken 2000: 31). Bu İkinciler düşüncenin uj den hTaürünüdür ve bunlar artık bir kez varolduğunda düşunrr^
dinden v^d ^e/emez/er. Bunlar 'bir kez var olduktan sonra yeri gek liderdüşünme ediniminin nesnesi, konusu olab-
sinde h ^ dşünmeyi, tümüyle 'ben'i yönlendirebilirler. Bütün bunların ötf ^Şeyden önce bilgi nesnesi olmaya aday olarak öznenin karşısınök
rurar. Her türlü gereksinime yanıt veren, bir bakıma yaşamı kolaylaşti
ran/zorlaştıran tüm nesneler ve ayrıca sanat yapıtlarının
(Çotuksoken 2000: 31). İşte bu noktada bilinçte dil 'varolan' yine de 'özne'yi yönlendirme gücüne sahip o ara gen • . . edebî eserde, özel anlamda ise romandaki 'varolanı kurgu ama a e ır ı n etkinliğe sahip olmuşlardır, 'özne'den, öznenin bilincinden veya ı en ama^ men bağımsız bir varolma ancak doğada bulunan berilsiz bir varoluştur.
"OtşöunyadB varolanın özniteliği başka deyişle onu işte o yapan, onun düşünenden bağımsız olarak varoluşudur; ama bu bağımsız varoluş ya da bağımsız varolma çok soyuttur. Düşünmeye konu olduğu jn bu bağımsız varoluş ya da varolma, ortadan kalkıyor; dışdunyada varolan artık düşünmenin çok çeşitli edimleri (algılama, duyumsama, tasarımlama, hayat etme, anımsama) aracılığıyla, düşünen varlığın, öznenin, ben'in bir konusu nes nesi haline geliyor Bu noktada artık dış dünyada varolan herhangi bir sev zıhmsel bir varolan haline gelmiştir" (Çotuksoken 2000 32)
^aecen bakımsız ve bağlantısız varolan fiziksel bir
Bu" o® tur varolan bu durumuyla ancak bilinçte bir
varolma Konumdadır Hiç kuşkusuz buradaki fiziksel anlamda
varolmayat,y(jn,Kur, tanımlanmamıştır Bu tur varolanlar ancak bılınç
Düşünme faaliyetinin sonucunun dile dökülmesiyle ortaya çıkan
başka düşünmelerin nesnesi durumuna gelerek öznelliğini kaybedip hale konumda kendini gösterir
'Düşünce, düşünmenin dilselleşmiş biçimidir. Düşünceler başk»ı^ şunme erinin nesnesi olabilirler; başka düşünmeleri yonlendıretMhıL, şunme He döküldüğünde, dil alanına geçtiğinde düşünce adını ak Ou ce erin oluşumundaki ilk adım düşünmenin tasarımlama edinimindir , ama gücünde kendini belli eder. Her düşünce özneldir; ama başL J uşünmesinin konusu, nesnesi olabilme olanağından oturu her du|3 ^ynı zamanda nesnelleşebilir; kimi zaman da nesnel nitelik başkalarınca benimsenen öznel düşünceler artık nesnel hale J (Çotuksoken 2000:37),
İşte roman bir edebt tür olarak zihinde varoluş evresinde meydana çİa dan ^ düşünmenin bir türü olarak tasarımlama, imgeleme sonuçlarını J xfAr ? gösterebilir; buraya, dilsel ürünlerin, özellikle de dile dayalı, dı\m ■ yaratıların hepsi girer; tüm söze! yapılar böyle bir etkinlığ]
urunu ür. Bu ürünler, düşünme konusu yapıldıklarında, bir varolan olarat I de varolan-algılandıklarında, yeni düşünme edimlerinin boşandıncısı o/arcj 2000: 38). Roman bu nokrada düşünmenin^lb^ türü olarak dildeki tasarımlama, kurmaca ve imgelemin ürünüdür. Düşünme^ e olduğu gibi romanda da varolanlar dış dünyadaki fiziksel 'varolan'a tam ya a ece öğeleri açısından bağlıdır; çünkü romandaki varolanların öğeleri yine e dış dünyada varolanlarına benzer bir biçimde kurulur. Bu noktada ?^y <^uşünü/emez veya kurgulanamaz. Düşünülen veya
tdMndtinsjnç0^2imank«n(ftykba|İM$4kjiv Rofnimwya dl^er Imtçu-sjf eserter kMtrm alnınadı^ lûrccc bu usjnmiar ço^ zjman dO>un«ı kişide kjkr Böyleıra dûşüncdcr İMşkjlanni İctİmtyip sadece duşunutan' ve duşynme edlrvmnn' mtan içinde kaUa nesnc4eşmefnış ve aynca da nes-neieşm oUna> bulunmayan düşünme ûrunlendr. K konuşmada bunlar setaz konuşmdırda. tamamen deneldeler' (ÇolUksûken 2000: 39) imanlar hertıan^ bir biçende dışa wamadı^ bu tur duşuncelen kendine saklar Boy-lesavduşûnıııe urûnlen ço^u kez *ztensei be resen, bir ençe olarak çerçekle-^rlcr Bunlarm Ceecüş surecinde düşünen varkk. eısan mutfaka özgürlüğünü yuşar vnansal anlamda mutlak özgürlük sadece bu alana özgüdür İnsan beNp de sadece burada kencbsıdk Burada yaşanan süreçler be bakena tam be bı-İnçle faduna vanisevya da hiç farkeu vardmasevdUşünmcnin tam da kendısr* Burada, duşumdeneı anlamı salt kendi içeıdedir kcndme Aşkeıdb. dCh şıme tam be özgûrkikie kencBm gerçekleşternektede. başka be deyişle tam be öıgurtükle dûşıeıme. duşurHdervvarolarHlğelen beteştemcktcckr Çunku düşürene böyle be süreçte kerKİ uzenne kapanmışte Düşürene bu tur be edbnseSğeıde kerek başeıade; kcndrsıde Artkı onun (kşdıeıyadakı varolanla beğeen olup oknamas* de önemk değBde. kendim gerçekleştirmesi gerek-kcftr' (Çotuksoken 2000 40). Bu noktada Sartre ise Tahayyukeı Psıkoloyst (The Psychology ol ImageıaDon) adk eservKİe tahayyül Be tasavvuru bebemden ayearak *tahayyUkeı gerçek dışı, hakzanm (geçımş) gerçek haklunda okkığU' mı söyler Bu yüzden Kafoada be varsayma eylerm varde. oysa tahayyülde tanhm gerçek olmaktan gkışı söz konusudur Bu aynmı savunmak çok zordur, lakac en azmdan geçmiş hakiundakı ââ bebeeıe karşe iddiaya ıkştan temel kabdi olarak gerçek.^ İe gerçekdışı/unreai aynm* önemidir, (fkcoeur 2010-bc 59* Bu noktada *haiza algı taralında, oysa tahayyül kurgu taraindan yer air' Bİcoeur 2010-b: 59) işte edebiyat ve edebi söylem bu kurgu alaneen be
kuşkusuz düşünme çoğu zaman çoğunlukla da dış etkiler aracılığiyla gerçekleşe Düşievne gerçekik düdemeıdeki varolan şeyler ie şeylerarası İfkİcr bağlarımla kcndmı göstere Bu noktada duşurvneyi asi tefüeyen ise ü| djnyada gerçekleşen be olay bk durum olabikr Düşünme İe dışdünya «opolaniar arasesdaki ftşkierin aydmlatılması noktaseıda başlıca ûa iddia var-ü Bıeiardan Ab düşünmene) dış dünyayı olduğu gte yansınıp. Butkİsi ise dh| dunyaneı ancak kavramlar w tasanmlaria bilinçte yemden kurulup yanih ıdiia eden görüştür. Huiicffin fenomcnolo|i kuramı dtşdunyada 'eı parça ya da bütün olarak bAnçte yemden kurulduğunu İen S4eer. IşA bu yemden kurma »şleımnde düşünmene) dünyada varolamn gerçekiğeıt ne kadar şad* kaâdığf veya kaknaa gerektiği tartışmak bir durumdur Fakat *dg dünyada varolan nesne ve neme dşkiannirv otoylamv olgulana uzcrmdt düşünüş mâ söz konusudur yoksa olaylara ıkşlon bir tasannı, be ve sadact bunlar üzerese mi duşünA-
'URKROMANlNOAFELSniAguMu^
muktedir? B,»vk.» l)lr deyişle dış dünyanın gercekl.^ . \
konusu olmaktadır; yoksa kavramlar, tasarımlar 1
varolan yeniden düşünenin zihninde kurulmaktadır"' ö/ellıkle de fenomonolojiyi bir yöntem olarak kuran kavram ve kategorilerinin nasıl doğduklarını ortaya koyrt^"^''W. varolan'a ait anlamın uretılış basamaklarını da göstermiş ti 4 (enomenolo)l anlamın 'özne'ye ait olduğunu akıl yürütmeledr Ken aslında 'varolan'ın da bilinçte tasarımlandığını da ispatlamış'*^^* (enomenolojısl her turlu anlamın kaynağı ve kökenim 'özne' olarar^ aynı zamanda öznenin gerçeklik düzlemindeki 'varolan'ı anlamı^' vdrettlğini ve bu nedenle de kendisinin gerçeklik düzleminin bir par^ \ d»gını iddia eder. Bu noktada bilinç gerçeklik düzleminin pasif bir bir kaydedilmesi değil aktif bir halde onu kuran ve ona yönelendir. (Eagı, 2004; 79). Husserl işte bu dış gerçeklikte bulunan Varolan'ı yeniden kurm^, anlamlandırmak noktasında kesinliği sağlamak için öncelikle dolaysızda yimın ötesinde kalan her şeyin görmezden gelinmesi, önceden hazır ou kabullenilen Varolan'a ait anlayış ve önyargıların paranteze alınması gereir ğini ileri sürer. Bu "fenomenolojik indirgeme'' (phenomenolo^ reduction)dir (Eagleton 2004; 79). Böylelikle yönelimsel bilinç hem 'varoU, yonelimsel oiarak seçer hem de 'varolan'a yeni anlamlar yükleyerek 'varolJ yeniden tasarımlar. Bu noktada fenomenolojik olarak kabul edilen tasarıiTL aracıhğıyia dış dünyanın bilinçte kurulması durumu romanın da varolanı ku rr>aca bir dünyada varetmesiyle benzerlik göstermektedir. Bu hususta roma) duş dünyada bağımsız olarak bulunan varolanın, tasarımlarla düşünmedi yemden kurulmasıdır. Bu noktada roman zihinsel olarak kurduğu Varolan ı tekrar kurar; çünkü dış dünyada varolan' zaten zihinde kavramlar ve tasarımlarla önceden kurulmuştur. Burada kuramcıların tartıştığı, romana yansıyan ‘varolan'ın aslında gerçekten kurgulanıp kurgulanmadığıdır. Yoksa dış dünyada fiziksel olarak bulanık ve belirsiz 'varolan' değildir. Burada Varolanı' yeniden kurma ve üretme noktasında roman ile düşünme arasında bir benzerlik görülür. Düşünme “kavram aracılığıyla her türlü varolanı (dünyada dü^ de. dilde) yemden kurar Burada edilgin bir yansıtma ya da saydami?^^"^^ genlik söz konusu değildir. Dışdünya, düşünmede etkin bir bicinT kurulur Her filozof işte bu kuruluşun ne türden olduğunu ara^ Yeniden d*r“ (Çotuksoken 2000:44). Çabasında- ı tesettür sundu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder