tesettür ve felsefi bilgilerimiz
sizlere bugün tesettür diyorki Kavramlar sadece düşünmede kaldığı zaman surecinde n tendınidığı dile getirildiği zaman nesnelleşir Kavramın a.,ıfakatokunabilirliği 'anlam'a sahip olması belirli okuma ve yorum değişime uğrasa da bir tür tekrar, yasa, ideallik ima eder" (DerncUj^,
Bu noktada diğer kavramlarda olduğu gibi bahsi g^';en ronrıc^ çıkan kavramlar da "anlamı taşıyan bilişsel çerçeveler o arak kimi zaman nesnelleşme olanağını dilde bulunduklarına göre, b etkinlik dildedir denilebilir. Dil, büyük ölçüde kavramlar dile olduğuna göre 'söylem' haline gelmiş olan dil iletişim aracı da oki'j^v
düşünmedeki, bir başka düşünendeki-oznedekı-kavramları boşandırır
tır, harekete geçirtir' (Çotuksöken 2000:48),
Üçüncü varoluş olan dil alanında varolanlar da üç grupta topian*r varolanlann birinci öbeğini oluşturanlar, imlemıni, kavram araçtı dışdünyada bulan yapılardır; İkinci öbeği oluşturanların ımlemi a t jşur yer alır; üçüncü öbeği ise salt din kuruluşunda yer alan yapı ar
(Çotuksöken 2000: 50). Bu noktada bir nesnenin terim veya İ
lığı her ne kadar dış dünyada bulunsa da, bu nesne mevcut konuşu^ orada bulunmadığı halde hakkında herhangi bir konuşmaya konu o u 4 nesne sadece dilde varolur duruma geçer. Hatta bu noktada matema ı ,} mer ve mantık yapısına ilişkin bütün terimler ve kavramların sadece mevcut oldukları rahatlıkla söylenebilir. İşte bu tür terim ve kavram arın sa ce dilde varolduğu gibi bir romanın yanılsama gerçekliği içinde nakledı gerçeklik düzlemindeki bütün reel âlem unsurları, çevre, tabiat ve toplu gerçeğin bir izdüşümü değil sadece dilde varolandır.
"İmgelemin ürünleri dilde son derece öznel bir biçimde yer alırlar; dil art burada söylem olarak kendim sunar. İmgelemin ürünleri olan yapıla dışdunyadaki varolanla bire bir ilişki içinde değildirler; bunlann imlemleı dışdunyamn gerçeği ile bire bir ilişki içinde değildir. Bu bağlamda onlar bu yuk ölçüde dilsel olarak varolurlar. Roman, şiir dilde vardır ve şiire doö.oı dildikçe dilsellik oranı daha çok artar Romanın, şiirin soylemırî- bire *T ni doğrulayacak herhangi bir imlemi dışdünyada bulmak mümkün d *' Dfşdunyanın öğeleri belki de şiirin çok temel, henüz ışlenrr»e k zenoesıni oluşturabilirler Romanın, şiirin bireysel dil doğrulanmaya gereksinimi de yoktur bu tarihsel romar^ ‘ ^'^'^yl^min-Roman kendim kurarken, dış dünyanın Öğelerini ,, bir dtyAiın^ıada du$ownede ve (Üde varolanlar arasmdala
ori^SR«r "sal ^Ütae vafdanlv herhangi tar soytervun oh^masmm «H 4c$u«u ^li^fdir Dim» bıçıiiuH olarak baeye sunduk sortsuz oUrwklar-afiarsk tır v6f^m üla$lurabimer sağlayan aot yöa ztvrsel yon kav* ’Vüsa ıme« yandır* ^onâsblen 2000: S2l Anlamvı ortaya çAmasaıda ne rco~u2ar cü onemfcir ne de ckşdunyada varolan. Anlam doğrudan
aoirigft ahme rlgıbckr Ouwylar\ gorvlen algdanan zdundekı herhangi ba ûağlanmrvorsa sradan feyler olmaktan öteye geçemez, agafsa^ aıtsei ba gösterge oknaz Bununla bakkte *(Mtm tum ttaratad oıanalâtvırM ba tek sov*m gerçekieştaemez. Her soylemai yaranası, ıw:iii gûskrıer tek ba oznetİr Ama turmiyle cü karşılayan ba öznenaı var-kğr beğdcJr '^ek ba özne vardan, cü düşcaane arasaKİalu dgkîyı.
nendave «aar «e bunu ancak soyteminde dde getaa* (Çotuksoken «ardan, duşiunme ve cfi arasaidaki dîşJdlert bunlarvı her ÜMn tanıh II ı eneleven ba alanda Fİoaollar vardart. düşünme ve di ara-■■düK üfMer ı■a:e^Br «e bu incelemeden pkan sonuçlan söylem hakne geti-^evcekeng^ çözumlenişk hemen her liazoha ba özgünlük ıçirv-I çâam RkuBadar bu dşkien çözümlerler ve bu çozum-ısmda varolduğunu ien surduklen Üşkılea ılîşkı-I dek yo di uçvalû ydüv ıçaıcü gûstermeye çakşatar Kkni zaman bu laülar vereler ya da ba alanı tümüyle dığenne/
I çaAgadr iyee ielaekenai söylemi, bu her uç alan arasav > göre dana baştan buyuk ba zengaddde (ataya çıkar* 2000: Sü faiMdı narohia ftnış olarak ele aldığaKİan her şeyi m cdüa kdrolin hangi bağlam ve hangi boyutta olursa olsun otabdr Bu noktada her vorolanm fels«#esı yapdabür. Bu
TURK ROMANINDA FELSEFÎ AÇILIMUR
-Felsefe varolanda neliği, varolanı varolan yapanı ko 'mahiyet' adı verilen; başka bir deyişle bir şeyi 'işte mıştır; nasıl değerlendirilmiştir felsefede? Felsefe, t
'işte o' yapan üzerinde yoğunlaştırır. Bu edimi, etkini düşünenin, öznenin kendisinden başka biri-orneğin değildir; sonsuz söylemin olmasının nedeni de bir bakıma bund^ ^ lanmaktadır. özne, düşünen başka herhangi bir öznenin-muturS güdümünde değildir. Her söylemin özgürlüğü dolayısıyla özgur^iu^l temellenir. Bu bakımından, felsefede neredeyse filozof kadar fark^ ortaya konmuştur; tümüyle felsefî söylem de bu tekil nitelikli soyi,. I toplamından başka bir şey değildir" (Çotuksoken 2000; 59).
Felsefede her ne kadar birden çok çeşitli açıklamalar bulunsa da^ bunların ortak paydası yukarıda gösterilmeye çalışıldığı gibi varolan, duJ ve dil arasındaki ilişkilerin çözümlenmesidir. Fakat felsefe de dörıeırıi göre bu üç öğeye verilen ağırlık değişme gösterir. Örneğin Antikçağ ve j çağ da düşünmenin-öznenin önemi üzerinde duran ve bu yönlere i işy zümlemelere giren felsefî söylemlere karşın yirminci ve yirmi t>*drıcı yuıy da dilin önem kazanmasıyla birlikte felsefe etkinliklerinde dile ağır ı verıj aracılığıyla felsefenin kapısı açılmaya çalışılır. Lâkin hangi çağda o ursa a dil yine de felsefî söylemin bir aktarım vasıtasıdır. Felsefî söylem onu o. ranından soyutlanamaz; filozofun dilden-biçimsel ortamdan-öte bir sok oluşturması bunun en açık kanıtıdır. Felsefe her dile getirilişinde bir özL (filozofa) bağlı bir söylem olarak ortaya çıkar; dolayısıyla felsefe onu dıie || teninden, bir söylem olarak üreteninden soyutlanamaz' (Çotuksöken 2<V 60). Dışdünyadaki varolan, düşünme ve dil arasındaki ilişkilere yönelen ne türlü olursa olsun her şeyi konu edinir ve aynı zamanda varolana bir anl| verme uğraşına girer. Anlam ise dışdünyada varolan, düşünme ve dil ilişkilö nin kesişme noktasında yer alır. Bu nedenle anlam "varolanı, varolan, düşü' me, dil ilişkileri içerisinde anlama, ona anlam verme çabasıdır' (Çotuksöke 2000: 69). Felsefe her şeyi konu edinerek varolan, düşünme ve dil arasındal ilişkiler üzerinde durur. Her şeyi konu edinen felsefe 'zihinsel, düşünsel bı etkinlik olarak her türlü varolana ilişkin kavramın anlamını' (Çotuksöken 2000 72) da ortaya koymaya çalışır. Antikçağ felsefesi dışdunyadan hareket varolan, düşünce ve dil ilişkilerini inceler. Ortaçağ felsefesi is#» felsefeyle birlikte mantığın dilsel yaklaşımlarının ağır bastıâ num içerisindedir. Yeniçağda ise felsefe söylemini oluştur kgörü-
femn gündemine dihi olmeya ba>Ur Bu hususa 'mantıkçı empırızmin asit amacv felsefeye metafiziğin sdytemınden arındırma olarak belirtilebilir' (Çotuksöken 2000* 74). Bunun yapabilmenin 'temel yolu da hem bilginin ger çekten, somut olarak varolana dayandmlmasından hem de dilce yenıden-yem İkeler ıvğtnda* kurulmasirxJan geçer (Çotuksöken 2000: 74) Mantıkçı empımüenn felsefe için ideal dil kurgulamalarına karpn bazı filozoflar felsefe de bu şekilde brr dile ihtiyaç olmadığını iddia ederler.
Telsefeneı dÜ. gunkık. alışılmrş düin ögelcftnden kuruUbÜirdî fehefl söylem özel, ideal bir dİ içermemeiıydL Bu konuda en buyuk katkı Witgemte«n'ln katkjsıcfcr Tractalusla yapma ideal bir dün savunmasını yapan Wıtgenstein. yapma, ideal dİ yaklaşımının aşaı derecede Nimsel olduğunu ve bu neden le de başarısızlığa uğradığını düşünerek, tek bir işlevi olan bilimsel terimlere karşük. gûnKık dün terimlerinin son derece zengin kuttanım çeşıtiilfğmden doiayv bu ddm felsefenin doğasına daha uygun olduğu kanısına vardı Wıtgenste«n'a göre mantıkçı empırıstler kesinliğin, kesm. belırgm tanımlann peşindeydiler ve bümsel etkinlıkien taklit ediyorlardı Ancak felsefenin do ğasma aykm olan bir tutumdu bu; felsefi çözümleme sözcüklerin ve deyişle^ rin, gunkık kuHanımlannın. alışılagelmiş kullanımlann betımlenişıne tlışkm olmalıdv. Wittgenstem Philosophical Investıgations'da sözcüklerin metafizik kullanımvıa dönmeyi amaçUr* (Çotuksöken 2<XX^ 7S).
Boytece yirmi birinci yüzyıl felsefesi ve felsefi söylemi daha çok dile duyarlı hale gelerek dilbilimsel bir nitelik kazanır; 'felsefenin dile ilişkin duyarlılığında, dübümin başlı başına bir bilim olmasının, hatta göstergebilimie (imbiNm) fşbiıiıği içerisinde her türlü insani yapıyı anlamanın, kavramanın bir yöntemi olduğu savlann da büyük etkisi' vardır (Çotuksöken 2000: 75). Bu noktada dilsel göstergenin çözümüne ilişkin dilbilimciler ve yapısalcılann yol açıcı açık-lamalan dili ve dile ilişkin problemlerin çözümlenişinde odağa yerleşir. Yir-miTKi yüzyıl felsefesi de dilbilim ve yapısalcılara sırtını çevirmez, bilakis bu dile Üşkin duyarlık felsefeyi dilde yeniden kurmaya çalışır Hal bu şekilde gelişince de felsefede dile ağırlık verme, felsefeyi dilde bir söylem olarak ortaya koyma. dK saydam bir yapı olarak görmeme gibi tavniar felsefeyi yeniden yapılandı-ranUrm temel Ükelefi haline geldi Böylece felsefe artık dilbilimsel bir felsefe haline geldi.
>ler filozof her turlu varolana ilişkin bir söylem oluşturabıHr. varlık felsefesi, bilgi felsefesi, dİ felsefesi, tanh felsefesi, sanat felsefesi vd gibi Ancak. fUo zof her turlu varolana Üşlun felsefesini kurarken, ya dışdunyada varolandan yola çıkar, ya düşünmeden.-kavram alanından ya da dilden yola çıkar Bu nedenle vadık felsefesi ile varlık bilimsel felsefe, ruhbiiim felsefesi (zihin fel sefesB İe ruhbümsel felsefe. dÜ felsefesi ile dilbilimsel arasında buyuk fark lar vardr' (ÇotuksOken 2000 76)
Bu noktada her filozofun varolana, düşünmeye, dile ilişkin bir tasarımı, kavrayışı mevcuttur, ama bununla beraber onun söylemini kurarken bir de ağırlık verdiği bir yön mevcuttur Bu yönler ya dış dünyada varolan, ya düşünme, ya
n>«KROMANINDA-fElSffUç,l,^,UR
dJ dildir Her donemde kurulan tekil felsefe sövl b.nn. benimsemişleridir Bu noktada Ant.kçaö sel. Yeniçağ felsefesi ruhbılimsel, çağdaş felsefe de^îlu^*^^ (Çotuksoken 2000; 76), Felsefe hem konusunu hem de ktî V belirler. Felsefe bakışı nispetinde metafmğın başlangıandaT.t'^K ğışmeyen soru(n)larına yanıtlar arar. Hiç kuşkusuz felsefe elde^ tarda metafiziği ayıklama gayreti içine girer. Bergson'a göre rnetâfj^^*S (cognitive) amaçlı bir disiplindir. Belli tür şeylerin bilgisini metafi^ıVg^ ancak metafizik olarak ortaya koymak mümkündür’ (Akatlı 200hi}S noktada metafizik 'pozitif bilimlerin verdiği bilgiden daha ustun, dah» J daha kapsayıcı ve araçsız bilgi. Göreli olanın karşıtı olarak mutlak* u (Akatlı 2001; 123)., Metafizik "mutlak'ı mutlak gerçekliği, mutlak ger J zamanın durmaksızın alan nehri olduğunu, devinim olduğunu'
(Akatlı 2001; 124). Bergson'a göre metafizik sezgi ve iç deney olarak bilme konusunun içine girilerek kavranır. Bu bilme eyleminde çözumleım| simgesel tasarım yoktur. Dolayısıyla "entelektüel sempati ile bilinecek ola özdeşleşerek onu bilmek' 'bilinecek olanı yaşamak’ gereklidir (Akatlı j*. 123).
Bergson'un Varolanı ve 'mutlak'ı metafiziğe dayanan bu açık/am^ rağmen hâlbuki felsefe metafizik sorufn)ların yine metafiziğe dayanara akıl yürütmeleriyle aklın algılayabileceği söylem aracılığıyla dile getirir. ^ özelKkle de Aydınlanma filozoflarından ben bilgi alanı olarak metafiziği sc» lemırsden ayıklamış durumdadır. Bu filozofların başında John Locke ve Pa»B Hume gelir. Bu noktada John Locke 'Hıristiyanlığın evrensel otorite olduğM iddiasına meydan okuyan Rönesans'ın temel seküler eğilimleri, klâsik ve skol lâstik felsefeye karşı çıkış, özgürlük iddiası ve eleştiri ruhu, insan ve doğanırJ yüceliği, doğal ve insani anların Tann'dan izole edilmesi ilgili^ (Hanratty 2002. 22) görüşlerinde metafiziği felsefeden ayıklamaya gayret eder. Bir diğer Aydınlama filozofu Davıd Hume'a göre İse 'Aydınlanma nın çoğu filozofu için metafizik, çok verimsiz, modası geçmiş ve faydasız tartışma yığınından başka bk şey değildir Doğal olanın aksine- rasyonel standartlar olmasına rağmen kurgusal- sıradan bir yaşam için zorunlu olan inançlar, metafizikse! illüzyonlar abartılıdır ve onlar bilinmeyenle ilgili ve doğrulanamaz nedenler ilkeler ve niteliklerdir Metafızıkçıler, ilk madde, özse/ formlar, tözler ilinekler i l
ter ve güçlerden bahsettiklerinde, anlamsız sözcükleri ku/lamvnr ' çok saçma ve sofistike teoriler üretmektedir. (Hanratty 200J Jm metefızığı. aklın bilme olanaklarıyla ortaya koymaya a h
başına olan sorular ve sorunlar de^ıldff fyjrf^r larıdır" (Çotuksöken 2000: 79). Hi/buK yoktur. Skolâstik felsefe "kilide bağlı okjha^a y>y Batı üniversitelindeki felsefe oğret/sıne, bu o^e< ^,*n ^onusuna, arw. ne, yöntemlerine, bu öğretimi yapanlann nhirdenr^ yutüenecıhf^
518). Skolâstik felsefe aynı zamarjöa "Kskseye bağk okuHa^öa ve Or-üniversitelerde okutulan genel olarak, akkn doğal ifğtntn verdfkiefryU esinin verdikleri arasında bir uyum arayan, dinle uzlaşmak isteyen, üzeride durmadan kavga eden, bu işler için ozeMde Aristoteles gtl> sayılanlara başvuran bu sırada tasımla yaptlan usavurmayr yöntem ofa/f lanan ve Tanrıbilim sayılan* bir felsefedir. (Kuyel 2001: 518). Buna kan dem felsefe' ise Bacon ve Descartes'ın felsefi söylemlennde kendim ^ Bu noktada felsefeyi "'modern yardan, yeni yapan şey, 'eski den ayıra yöntemin yeniliğidir* (Küyel 2007:519). H
Bu noktada modern felsefenin sorular ve sorunlanmn insana ait olma. rumu, temasının merkezine bireyi koyan ve bireyin ortaya çıkışıyla b»' ortaya çıkıp, bireyle gelişen bir edebi tür olarak romanın tavrıyla betiz gösterir. Hiç kuşkusuz tür olarak ilk roman kabul edilen Cervantes'in Do şotu Klasik Ortaçağ Skolâstik dünyasının ardından bireyin kendini yem y fark etmesi gerçeklik düzlemiyle kurduğu problemli ilişki bağlamında kc edinir. Bu noktada Donkişot'ta yeni ortaya çıkmaya başlayan bireyin gerçeki algılama sancıları vardır. Şöyle ki Donkişot simgesel bir dünya algısından n yönel, otomat bir dünya algısına geçiş döneminin bireyim işleyen bir roma dır Donkişot "Ortaçağ ın evrenl*nden, yani "bir sanrılar evrent^nden, dünyam "'gizemli varlıklarla dolu simgesel ormancından gerçeklik düzlemine geçişi arasında bocalar (Eco 1993: 188). Donkişot gerçeklik düzlemindeki varolan^ simgesel bir tarzda algılayarak yel değlrmenf^**^ birer savaşçı, koyun funifc rırv ise birer ordu olarak algılar, bulaşıkçj^^[ _ ^ prenses Han eder B
âmtUtr Donkl>orun duzImndHa Varolan ına scmboik dtğtrkf
jmttMı'jfnn gbstcrgesidv Bu nedenle Donbforun gerdeldik duzleffvyie üş-ta rasyonel değtar üsteUı >6valye romanlan okuyarak gerçekik duzlenıryle bağvv neredeyse koparan C>onki)ot Lacan psıkaralıst kurarrana göre adeta kensi amgesel alarvnda ya>ar hale gelmı^. Lacan a göre çooAlugun erken dörıerrande y^anan kokensel arza ddayvmız algı ve mudak tatTTMn alam (ü «e diftn taşa^ kültürel tarihsel ve toplumsal de^ yvçdan ve anlamlann öğrervlmesıyle kaybecMr. Kaybedilen bu alanvı yerme çocuk dil öğrenmesiyle hem gerçekkk rx>sytmımun oluşturur hem de kültürün samgesel-dilsei atanma geçer (Tura 2007:114 ). Artık (ü öğrenen kışı "(Mın içine yerle>mi% soz-cüder tarahndan kuşatdmıştır, dri, onun kıskaçtan, duyargalaa gozkıklenckr^ du^Adannm uzarHılanda^ (Sartre 1995:18). I^e bu noktada kültürün simgesel dbel alanma geçemeyen çocukta gerçektik nosyonu oluşmadığmdan bu ço-oA kervkne aît bir disei alarKİa kahr Bu noktada Donkişotta gerçeküı düzlemiyle svngesel bv üşkı kurduğundan gerçektik nosyonunu oluktur amadığvıdan kültürün disel-sımgesel alaıvna geçfeknez ve uzun ydUr kenck düşe! alanmda kakr Bu nedenle romarKİa Lacan'm işaret ettiği gibi kültürün <Ssel-sımgesH alanına geçemeyen Dor>kişot erken çocuktuk (kmermrv de yaşanmış olan rngesel alarvrM (dolayımsız algı, mutlak tatmm kökensel ze^ ait davranışlar sergiler Bu nedenle romarKİa bedertsel zevkler onplaruı gkarken Donkışot'un mevcut dör>emin kultûrel-dilsel-simgesel alanma geçe-meck9 ve gerçeklikte lİişkısirK rasyor^ kuramadığı görülür. Bu noktada Dorv bşotta tfadesâm bulan *akılıkk ve dektik arKak yaşamm sürek! sorgulanma-sıyla bekrienebilecek kategonlerdr Nas4 şarlat kişeleşip^ Ç^ğmı yansıtmaktan uzak duşuTKe komıkieşrse. akıl da getaekselleşıp tutuculaşır. O zaman dektik dta ata ve geçerk br pozisyon otabür* (Parla 2000 339) Asimda ^kurallara biğifc^ pask zvtM. sıska ao. karton miğfen ve kusturan iksiriyle tutuculuğun ve deihğn svngesı olarak görülebilen* (Parla 2000 339). Donkışot u bu goru-lünıe men dİ ve dttn tadığı kültürel tarihsel ve toplumsal değer yargian ve
0»m kendi kurduğu dilsel alanından kultünin umgeset-disel anma geçmeye kaİDŞOğı zaman roman da başlar CXmktşot bu kültürün dılsei-stmgesel atanda bocalar Bunun en onemk nedene Donkışot un gerçekkk düzlemiyle %taRi rasyonel olarak duzenlenememesı. kerxk dilsel atamda Ben im ku* ruMiiaiickr Kültürün sımgesd-disel atam bu bireysekiğin ve ben İn oluşumuna yordun eder Lacan'a göre bu değişim asknda biyotopk varkğm kültürel vtığe dönüşümüdür (Tura 2007- 63) İşte bu noktada Don Kışot romanı de bu kaitıeel ıtağm ortaya çıkması ve gerçekkk düzlemiyle kurduğu Aşkılen- tesettür sundu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder