tesettür ve felsefi konu

tesettür ve felsefi konu

 sizlere bugün yine yazan tesettür diyorki biçimde felsefe kavrayabilir Insanm bahfiamm oc'ur^ sen*'^ yalın değildir; işte bu yalın ol m ayışı tanryabâme oiana^m^ da felsefedir'' (Çotuksöken 2000:00).da felsefe gibi insanın tasanmiarmdan önce mevcut Varolan'ı kurar, tasarlar. Romancı filozof gibi 'varoian'a sadece kendt ya anlığından bakmaz. Bu nedenle onun da 'varolan' tasanmlan filozi farklı olur. Bu noktada romancıların da tasarımı ortak değildir, romancı varolana farklı bakış açılarıyla yönelir. Hiç kuşkusuz romancı da ftfozo varolana, varolanın koşullarını göz önünde bulundurarak, o koşuttan anL ya, anlamlandırmaya çalışarak bakar; onları insan açısından yorumJar anlamaya çalışır. Fakat romancı varolanı, her yönüyle kerxitne veren ara^ dan yoksun bulunduğunu düşünmez. Bu noktada ona y^dım eden pî dünyadır. Filozof 'varolan'ı akıl yürütmeleriyle, anlığın şartianyia ortaya ka^ ken buna karşılık olarak romancıda psişik süreçler önemli öiçüde varoU anlama ve anlamlandırmada rol oynar. Bu hususa felsefede, otduğu gibi manda da yöntem, anlama çabalarının çokluğu, çeşitliliği söz konusu ok Yine felsefede görüldüğü gibi romanda da varolanın zengm ani^n yükün kavrama noktasında 'varolan'a karmaşık çok yönlü bakışlar mevcuttur. Han roman "şnrın karşıtı olarak karşılıklı yakınmalarla işleyen "bir biçemier çokluğu (rrHVJzhestvo stllel), veyahut yeniden ve yeniden diyaloga giren soz* dur fromannoe slovo) (Bahtin 2005: 11). Mihail Bahtin bu ifadeterryie romana bu^ tun eda^bt türler İçerisinde farklı bakış açılarına ve söylemlen bunvessne

ter ek en elverişli tur olarak görür
felsefe tarihi içerisinde metafiziğin sorular noktauftda Nrçok fflsefl söylem kendim gösterir
fimitın Ğt afal tuMw ömt^ Msci ıfa^fingıı tfmntik «t matcnatıMt bâmıyif tmkytr^ luran Moniar, kugusanm, tafloçMPdl ^ «czsdNfi gibi Monte) hep brgulamte ¥e ip^«;::^^cfte pn^ıde lw|jn Monte oUraiı defttHendirrıınitydfa Oyuiu bu layteı Monte. feHci yûf-ittennık pmıA ve bunda olup büene lirvlun gûılemlertne dayanonk mâ dunanâan Mşin oldu^Mi tel surmuşloRfar ^oüdsöken 200Ck 8! l HMbulo bu clegâicn Monte *|inMİ ve burada oian güçlü bo gozlemiefnc ve kawamla$tvma aracdığryla y#dımaya. anlamaya çab)an Monte ço^unâıAUr mantrictarç uuai olandan uzak ofanaMa «içiarMf hana yok Aaydnııjlafda. görmezfckten çeinmtşleidb^ |ÇonA,<dbif) 2000:8U !|ae bu noktada fefaele tartevle bvbme karyt bapa İa leisci e^0m kendn gostenr telanlan Mo ba^langnndan günümüze kadar felsefe taH' lande. tartı aşaıv Ortı ustu ger^elgeçer. evrensel ve nesnd te tamyan ve joyon felsefi eğâmda. fbç kuskusuz bahsi geçen bu evretueMk Mcoeure goıe ve faefavıyle brUlca beiıi be esnekik. reddefme ve sorgıia-
mı yeteneği* de sağlayan ozeMctedv. (fboKur 2010-a 2SS) DescartesV bay* layn bu çept be fehcfl soylefvı daha sonra Hegei Kant. Husserel ve Sartre gıâ Montev) felsefi ststemmde kendmı göstere. Be diğer eğte) ne hermenemk ve tanhsela yönü ağe basan felsefi söylemde Bu çeptten be felsefi soylem kuran Mozoftann başeeia ise Dithey ve Herder gHmcktede Bi^un bu fHonf* bmn söylemlere*) en asgan rmıperela melaAzBt sorunlara ve sorulara akt yûuoncfcenyle metateğe bulapnadan yvıe akkn kabul edeceği }ekdde yanıt vertmesKİr.
TfUvrtetduv bireysel iteMtggfçefcMaen şanM ve burada olından ya-li pkan M^e^f^a^ doğrudm kend getetei ınıoknleı befckrruiaede. vokip eeıı Byian btteıdtıugbr «ylifiılefeıde buyuk loi oynamakiadv Bu febefi söylmM) ortak çegai her bnaaı lencince' btndnı fat ana tetnamv avMMor bu icmm soyMfMvvvı ■mam oa nmşgm oumı çosnıv iefaiı ya di bu felseietw bigekğe) smelanndi y* akna olanağev sçerrne*-ledkleı. Bu tîe falıefi sayteter. İnsan gerçeğau karramayı cn buyuk amaç olvak gormdaıdkriır Tebcfi arayanaitarean cn bujnA creğnn kerute kime olduğunu geneMde herkes bâr liyor Cassaer *İu ervk. ayn leteefe oh tel arımvhh buna) çaapnalafda değgmes ve sareknaz erek olarak kteaı. butun du|unccnm kafcy 'wktau beM ve değymeyen merkezi el-dUğoaı tanMmjTe" fÇotuksöken 2000 811
iu tefelerde r^rgulanan Irrsaran kendee oreması uğrap romaren be adefai lûr dvak ortaya çdayerdan ben en önemk temasıde Felsefe Dsanm landra bimesr uğrapnı. ankk ve M yûrutmelerfyle ortaya koyarken roman buna hem beeyu) kufiûrel yeyantneii dayanarak açıklamaya çakpr hem de bSnçte ve biınçdip gâa psıpk dünyasalda aramaya bâflar Bununla bırkkte anan gerçeğaa har ha aısan edonlkicnnden çozumleyeeek kavramaya çakyan Mbaoiann ymsda biyolog antropolog ruhfaMm. topkanbdan aractığ^ kanmaya çakşan Moıoiar da varda Lakaı *fai$afefan herhangi ba başka kifMl cteıkkien beslenmesi başkaı harharsgı bir bigisal afkmkğirvömağin
oj, kendince biikmr)ktdn Vâ/gei^memelıdır. Çünkü felsefe, önünde S( varolan, düşünme, dil ilişkilerini, b^ışka hiçbir zihinsel etkinlikte yeralm biçimde inceler Ne matematik, ne fizik, ne dilbilim, ne herhangi bir $02 j bu ilişkileri felsefede olduğu gibi ele alır" (Çotuksöken 2000: 82). Dışö\ı^ varolanı, düşünme, dil alanlarının ilişkilerini inceleyip kesişme noktalarım getirerek varolanı kavramaya çalışan felsefe artık "günümüzde tözsel olan değil, anlamsal olanla uğraşmaktadır; anlam veren de düşünme edimidir lamın kökenleri düşünmededir; ancak bir bakıma felsefe, kendisini dıleg mede, nesne kılmada tek yardımcısı olan dildedir ve üstelik dilin özel sunu olarak da söylemdedir" (Çotuksöken 2000:83).
I^te bu bilgiler ışığı altında felsefenin kendine ait bir söylemi bulund rahatlıkla söylenebilir. Hiç kuşkusuz bu söylem, sadece bir dile getirme Çe değildir. Felsefî söylem, felsefenin 'varolan' üstüne nasıl düşündüğü, ken neleri kullandığı ve neleri hedeflediğini gösterir. Bu noktada felsefî sc min en önemli hedefi 'varolan'1 akıl yürütmelerle metafizik ve irrasyonel al kaymadan, bu alanlara bulaşmadan varolandan hareket ederek, en ^Çtkl çimde ortaya koymaktır. Bu noktada "her bilgi üzerinde derinliğine düşunf olan felsefe yer yer irrasyonelle karşılaşır, adeta aklın sınırına ulaâ {Çotuksöken 2000: 48). Kant saf aklın tenkidinde bu sınırları gösterir ve ani nomilerle karşılaşınca bilimi yapan akılla metafiziğin imkânsızlığını söylüyoi du Bu bir anlamda aklın sınırlarına işrettir. Fakat orada insan durmaz, dahi ileriye geçmek ister. Bu sınırı gösteren Kant, başka yerden ona kapı açar. Pratil aklın tenkidinde ahlak yoluyla metafiziğe gitmek ister (öner 2001: 432). Kant hiç kuşkusuz irrasyonel ve metafizik alanları üzerine de kavramlara dayalı bir orüntuyle felsefi söylem meydana getirir. Bu kavramlar söylemi ortaya kovan filozofa özgü olabildiği gibi diğer herhangi bir filozofa ait kavramlarda shv-leml^de kullanılabilir. Kavramların en önemli özeliği de anlamlarımn kesinleşmiş olmalarıdır. İşte filozof bu
■a^bn^çtı ;- 302 ör»ıde tutrRak gerHor ki edebiyat ve edebi sdyte-
sorusu 'lUdiııpnde de sûre^ı'ı olarak sorulagelmt>ttf Her
se^^derı örKe bu edebi de^ felsefi bir sorudur edebiyatın özüne ıkşkın bu bidrım edebryab edebiyat olmayan her yeyden ayıran şeyi talep eder Ve <gtS€<e edebiyat ve edebiyat olmayaran her ıkısmın baden nnekklennı daha apk biçende saptamak ıprv edebiyatın geleneksel olarak ayırt edıkkgı şeyler ıraseıda yer ahr* ^Demda 2009: 1>. Edebi söylem Franco MoretO ye göre “ta-'namr^ retongeı sahası ıpr>e döşer^ (Morettı 2005 12' Retorik söylem ise be dhnleyıcî)^ tdaha doğrusu befcri bir <*nleyicîye> Ntap eden bir soy-irmdr Be başka deyişle retonk argûmarv beli ön kabullerden olduğu kadar dkdeyıounde mevoA ve işlemekte olduğunu varsaydı^ birtakım duygu ve değer yargtemdaıv yanı karvlardan (doxıa'- da yola çıkar^ \Moretti 2005 11) Bu tür söylemlerde ıkı ozeüğm örvle olduğu görülür. Bunlardan Hkı *gayn-lasyonel «\andHma biçimlen esasen duygusal nitelikte olduğudur-kı ariKHir qkar tavda lutku gâ» kekmelerle biraz yuvarlakça ifade edilen I yme de epey bekrk bv mahiyet taşıyan duygusafltk” İkincisi ise sozde-tiâg sopKcsm biçimlerinm toplumsal rWtel#gıdtr* ^Morettı 2005 12). Inandır-•nay* hedef alan retordı, rasyonel İcnamm evrenselliğiyle bir karşıtlık bahride-dr Amao ise ‘ozneleraraa bir hakikati doğrulamak de^, beHi bir değerler SB>erweıe taraftar kazanmakdr* (Morettı 2005:12V Bu noktada retorik uzlaşım-lann aoplumsai rvtekğı olduğu gibi retoriğin sahası içine giren edebi söylemin
*^Oebı sonaı değev-bıçıa ve okuru nandvmaya yoneMı okna karakteri, ken-dn er« apâ edebfyai eteştamenn letorB geieneğvtde en bildiği alanda, yafv başto şvm krakçesı eğretileme olmaa üzere mecaza dayak soz sanat-iarvtda beA eder Soz sanatım söze takıkmş estetik süsler. ırvandırma stra-Uysaı lyce sMıleştıği. harta kaybolduğu noktalar olmak üzere şöyle dur-M. tam lersase beOmleme İe değerlersdırmeyi yam olgulara dayak yargı İv ke değer yargdan'm bokmmez bir bütün olacak şekilde kaynaştırmaya yvayan benzersiz metLar^ızmaUndr* (Morettı
dan felsefi söylemin ve felsefenin Vcar^ısında oldoi^vı t>e\\Ts\z.\\V öne çıkarır. Platon t>u ifadelerdeki *Vsaya\ urunu' tan%m\arr\as\nr'o^; kavramıyla karcılar. Bu noktada Platon ka\eme a\dı^\ OevVeVm 'karar verildiği ç)ib>i şairlerin Sıte'den sürülmesi uzenne, o\ay\ Vvnx^
Sokrates'in gen dönüşünü anlatan X kitapta t>u ızleklenni" geV\ş\v,^
(Lenoır 2003: 38). Platon genelde sanatsal özelde \se öykünme olarak tanımlayarak ikiye ayırır. Ortaya KoyacaVAar\ **\v
içirı. ele aldıkları nesneyi tanımak zorunda olan zanaat<;\\at ^dea'V kunurler, oysa ‘oykünmeci* adı verilen kişiler öu öılgiye geteV dvı^
Çunku onların t^ecerileri görünüşler üretmekten iöarettir* IA_eno\r ifadelerde get;en 'öykünmeci' kavramı genelde sanat<;ı özelde ise edv ^ lemi ortaya koyan şair ve yazarları karşılar. Bunlar ortaya koyduğu ut<, şeyleri' “özünde safıip oldukları öiçimiyle değil, t>izim gözümüzde r\v f>içımiyle gösterir; ööylelikle öizi, şeyler t>ize nasıl görünüyorsa o İD\t;\rfV,^ dır. diye düşünmeye* zorluyorlar (Lenoır 2003: 38). Hir; kuşkusuz 'varoia rinde öu tür t>ir düşünme ve aktarım edimi 'varolan't irtsana yat>ar%c.ı varolan'ın 'ne'liği konusunda insana doğru öilgiler sunmaz. Platon O X. kitabında 'öykünmeci' sanat eleştirisi yaparken III. kitapLa sarvaX\ ilkeleri üzerinde düşünür. Platon genelde sanat özelde ise “zortjnlu olarak aşkın bir gerçekliğin araştırılmasını saptır"dığı yargısı
(Lenoır 2003: 38). Platon'a göre şairler/yazarlar kaleme a\dı\t\ar\ eserj ğadan uzaklaşmış üçüncü derecede birer oykünmeci konumtirtd
“Bazı kişilerin, tragedya şairlerinin tum sanatlan ve zanaat\an, \ tum erdemleri ve kötülükleri, hatta Tanrılara ozgu şeyleri \^%\dık\ denle de güzel yapıt yaratmak isteyen iyi şairin işlediği konu bilgi sahibi olması gerektiğini, yoksa yapıt yaratamayacağını i\^ nı duyuyoruz. Bu yüzden-gerçeği bilmeden bu tur yapıt\ar y; olduğundan (çunku şairler hayaletler yaratır.
Oncart«s w Pascatm fehefHeflm de edebryum İçerisinde yer jldı^ gdrûkir Bu de gdsteHr ki 'gerçek de kurmaca ararıdakı aynm bizi pek deri gölurece^* r>e benzemiyor bur>un nedeni en başta bu aynmm kerKksmm sorgulanabilir^ (Eagleton 2004 16) olmasırıdan gelmektedir Bu rx)ktada yukarıda sayılan edebi söylem ve türler ıçır>de felsefe ve felsefi söyleme en çok yaklaşan tur der^emedr çurdni deneme de fehefl söylem gibi kavramlardan yararlanma yolunu terdh eder
T)encme. anttsrstemacık yonehmı kendi bareket tırzvıa dahd eder w kav ramlan torensızce dolaysızca aynen edindiği gibi sunar Daha bn çjzgdennı arKak bebetyle lişkı ıçır>deyken kazanv bu kavramlar Ama bu kavramların hendiennden de destek al« deneme. Çünkü kavramlann kendi başlama be trienmemış olduğu ve arKak tanımlarvnak koşuluyla belirgin kazandıkları görüşü Karrtmaddelen işleyerek çakşan bMmin batıl titancıdır Kavramın bur tabula rasa (boş levha) olarak tasarlanması, kendine alternatif be guç tam rrvak istemeyen bdimin egemenkk ıddiasev sağlamlaştırmak ıçm gerekkitf Geçekte butun kavramlar daha baştan ıçMtde yer aidıklan dd tarafından örtük biçende somutianmışte Kendm de esas itibariyle dü olan deneme kav ramlaret bu anlamlarıyla tşe koyulur ve onları daha da den goturur dde. kav ramlarla olan ıkşkısetde yarden etmek, dide düşünmeden anılan kavramla-ret uzeretde düşürtmek ister Fenomenolo)idekı anlam anakzt yöntemi de burta bertzer, ama orada kavramlann diMe dışkısi fetışleşteilmektedv Böyle be yOrtteme karşı dac kavramların tanenlanmasmda olduğu kadar şüpheci be tutum içindede derteme* (Adomo 2004 25)
Roman türüne bakılacak okırHrsa ttayal urunu' tanımlamasının edebiyatı ve edebi söylemi söylemler ve felsefi söylemden ayıracak be özelliğinin olmacbğı görülecektir. Çurtku *XVI. yuzyd sochj ve XVII. yüzyıl başarıda Ingiltere de roman kebmesı hem gerçek hem de kurmaca olaylar için kullanılmış gdk gteurtüyor. gazetelerdeki haberler bile pek gerçeklere dayanıyor diye gorulmuyordu. Romanlar ve haberler ne salt gerçeklere dayalıydı ne de salt kurmaca^ Bu kategoriler arasında şimdilerde yaptığımız keskin ayrımlar geçerli değdeft* (Eagleton 2004 17). Bu rx)ktada tarihsel' ve sanatsal kurmacanm erken donem edebiyatında bırbınnden kesin çizgilerle ayrılmadığı bu alanlar da ddt getirilen hakikatin bir karşıtlığa ulaşmadığı görülür, çunku önceki do-nemlcfe ait tanhtd hakikatler artık günümüzde birer kurmaca olarak algılanır Böylebkle edebiyat' "gerçeğe dayanan birçok yazıyı kapsadığı gibi birçok kurmaca yazıyı da dışlar* (Eagleton 2004 17), Örneğin çtzgt romanlar ve birçok beyaz ve pembe duüer her ne kadar kurmaca özeliği taşısalar bile edebi urun kapsarvunm dışında tutulurlar Bu noktada edebiyat hakikati' ar^latam içme debin luırmaca yı dtşanda bırakır AyrKi edebiyatı "yaratıa’ veya hayal uru-aB alarak tanımlarsak, bu tarıhia felsefenin vt do^ biliminin hayal gucu aİRPiadığı ve yaraookktan yoksun olduğu* anlamına da gelmez (Eagleton 3004 17) Benaer bir şekilde Heıdegger de Sanal EsertnmKökeoıadlt eserinde ediblyat vt edebi söylenun
■ld»-b.yat fastUntısdla ilişkin bd>ıboş du-u hayalm gerçek olmayan,, yönel,k hareke,,'d!'!' b,r ta^lak olarak edeb,yat,n ust üste katlayan v7r''"
onu gerçekleştiren en açık olandır, varlıöm rinasına?" 1
olanı da böylelikle parlatır ve çınlatır. Eserin varlıûına « şında ve var olanın hakikatinin gerçekleşmesine ılıskınT'''*^^^ I daha doğrusu taslağı gucunun, imgelem ve tasarımlama?' ce düşünülüp düşünülmeyeceği kuşkuludur" (Heıdegger 2007""^
Hiç kuşkusuz buraya kadar tartışılanlar sonucunda edebi söylem V 'ne'liğinin 'kurmaca' 'hayal urunu' olması gerekmediği üzerinde duru l Fakat edebi dilin özelliğinden dolayı dil göstergeleriyle anlam arasında^
İlk veya uyuşmazlık hem edebî eseri ve söylemi hem de edebi eserin J temez bir kurmaca olduğu sonucunu doğurur.
“Dil hakkında ileri sürülen, gösterge ile anlamın asla örtünmeyeceği ki Önerme, edebî olarak adlandırdığımız türdeki dilin sorgulanmadan 4 ettiği şeydir tam da. Gündelik dilin sine edebiyat, bu bilginin en ucunda! lar; dolaysız ifade yanılgısından kurtulmuş yegâne dil biçimidir Bunul miz biliriz. Ama yanıltıcı bir biçimde tam da bunun tersinin doğru oldu^ iddia ederek biliriz. Yine de hakikat, edebiyattan kurmaca diye soz A mızde edebîn gerçek doğası hakkında sahip olduğumuz önbilgide sal^ Yunan edebiyatı dâhil butun edebiyatlar kendilerini her zaman kurmac zında var olan şeyler olarak adlandınlmışlardır“ (Man 2008 46). ^
Bu noktada bir edebî eser ve söylem varoluşu gereği “ampirik gerçeklîfe, ayrıldığını ileri sürmesini mümkün kılan veya bir gösterge olarak varolî gereği bu göstergenin kurucu etkinliğine dayanan bir anlamdan kopmuş duğunu ileri sürmesini sağlayan yansıtıcı ayna etkisi edebiyat yapıtının özür niteliyen* en önemli özelliktir (Man 2008: 46). Fakat kurmacanın bu tur b zenginliği sürekli gerçeklikle karşılaştırılarak yok edilir. Rousseau La Nouvellı Heloise adlı eserinde “bu dünyada yaşanası tek yer hayaller âlemidir-işlerinin boşluğu öyle bir noktada ki kendi kendine var olan Varlık bir v ' olmayanın dışında güzel bir şey yok“ (Man 2008: 46) ifadeleriyle k gerçekten, hayalin ise algıdan üstünlüğünü savunur. Bu ifadel karşısında bir eksiklik,
tofAımul yvçAan w «tenları ö^cnmnpy^ luıyİMtı^p İKAcmd »imi doliyvns» Mgt ve ımrtiaic Utnvn toevtar» kMhseittr (Tyn 2004 ıt)^ Lacan'v) pfAjnaiızim kuramındjlu gûOtnh^ bu mutUk mnmmı bukevuy^ dnenmUn Levlnaf fcfecfl alına u^yvak tarcytn salnk vvMcla *9!» içbm-dan ele alr Bu noktada Levlnas salük vaWı'arzuya, taipıerı «dlemey** |B da kar^danamayacak (sacıs^ sabfVı eümolo|ik dlpi^Mr- amıjeı 9ve di^ fûnmeye' çaktır (Levinas 2010:95İ
'Tannyls Üfiomde asla tatmia olam^, çûrdk^ O dama bm» «mnm» atv arzumla hep mukayese edikmez kahr tu arkamda Tana kendamı mevnıd yenen çok yokluk olarak tf>a ıçn somuz «e seıeiflir Afk Taıvı kt «»•
sann dosdu^ıdur. arscak nsan Taim yoldafi olduğu M* «
sa Tanrı inunm saMwBr< Aynca. Tarm arzwnuıu tam buna tacmmsokOvt hcnclmn yucehdvl okk^unu ektemaiylL SeMb de zende eksA olan }cy, somuz duaende mükemmele dknkşûr Sönme dûmm de Tann'neı yokkı^ Onun vark^^sdan daha y«dhr. Tanrı ya igeııgin se Tan-n yı aray*>vmzm aou ımslanan daha lyıdb' (leMnaa lOtt: fSl
Lacan da gerek Levinas'ıı gerekse Rousseau nun yukandab ifadeleme bahsetti^ gibi mutlak tatminin hiçbir zaman gerçeklevTseyecegeıı düounur Hana vısarun ya^arm boyurKi butun edim ve ecknaidennm kaybedden alann yem doldurmaya çakıma çabas»wı ürûnien olarak gorur l$le bu noktada edebiyat gerek Rousseau'nun tanf enı^ boşkj^ gerekse Lacan es ortaya koymaya çakmağı kaybeddmı> alanı tekrar tekrar adUnckrmaya çakşe
*Mnç bir feyvı eksdtügesden kayroMmınıaz. bUns bir yokluğun, bir H^pn mevcudiyetine dayana Şersd dİ. bu boşkıgu her dmn yenienen be mdapŞ' ta adbrsdnr ve Rousseau nun Odetm gi» onu tekrar tekrar adlirsckrmdrtuı asla usanmaz. Bu kaka adUndema edeb^ edlğpmB şeyAr askndi npkı !► rsd briçin, gerçek duygulann şe kanfmadıgı huzurlu anlada ortaya çdıp be anemama yandsaması yaratmak üzere kurmaca duygular km etmeye yönelmesi gİH, kurmaca j^pıt da batkilirmm gerçekkgı gta be ymahaana-yı yaratmak üzere kurmaca özneler cai eder Gelgeldan kumaca me de^ (kr, zea kcncksaa laırmaca olarak tane ve atiandev Ik gamden aeıdeım degidk. daha en baftan ggemden aresdedmışar' iklan 200B 47L
Benzer >ekılde Demda da edebiyatı kurgusal kabul eder Bu noktada ede-bıyal 'uzamı, yalnızca ba kururmattayna kurgunun değk. aynca dkcce «nann her fdyı soylemesîne olanak tarvyan bir kurgusal kunmm danĞK H& |cyı söylemek >upbosi2 çevm yokıyia butun fıgurten bebm ıgne toplarndda. bh çmdendlrmelde bidurde^ırmektır. ancak her ycyı söylemek, aynca yasaklardan kurtulmaktır da (francha). KerKknı kurtarmak (s'affrancha^ - ya&anaı bu yasayı yadtftırdı^ her alanda Edebıyatm yasası. â»ce. bu yasayı başkaldB-maya ya da onu yükseltmeye ejdim gofterv* (Demdi 2009^ )S) Edebıyaan bifusal okıyu ona neyi anlatacak noktasmda edebiyata be oıgurtuk tana •mer be haldt Paul Valery de Sarsacsai Yaratı başkğmı U|iyan yanımda >aw wya yazarm çakımayla elde edece* yepyem bıçııdebı oklusunu ııaeet tesettür sundu.

tesettür : tesettür

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder